TARAFTARIN SESI Seni ilk gördüğümde 4, bilemedin 5 yaşındaydım. O gün için erkek arkadaşlarımla sözleşmiştik aslında, bisiklete binip piknik yapmaya gidecektik. Ama ben seni görmeye geldim. Kalbimin nasıl çarptığını anlatamam o buluşma anında. Heyecandan öleceğim sandım. Gözlerimin önünde yıldızlar uçuşuyordu, seni göremiyordum; kulaklarım sağır olmuştu, seni duyamıyordum; nefesim kesilmişti, soluk alamıyordum sanki. O andan sonraki hayatımda sen bir nefestin artık benim için, aldığım her an…
Bir kere görmüştüm ya seni, gözlerimi kapayıp hayal ettim hep o günü. Hiç açmak istemedim gözlerimi günler boyu, hayal ettim hep, bir daha seni görebileceğim günü. Ama öyle kolay değildi seni görmek. Her istediğim zaman sana ulaşmak, senin sevgini dünyada hiçbir şeye değişmeyeceğimi haykırmak. Büyümem lazımdı seni her istediğimde görmek için. Adam olmam lazımdı… Ve gün geçtikçe sen bir özlem oldun içimde buram buram…
Senede bir gün sana kavuşacağım anın özlemini çekiyordum o yıllarda. Olsun, haftada bir haber alıyordum ya senden, özlemimi dindiriyordu, yetiyordu bana. Kimse anlamıyordu bu aşkı; ağlıyordum bazen duyduklarıma… Ama mutlu oluyordum çoğu zaman kulağıma fısıldananlara. Gülen, yerinde durmayan bir çocuk oluyordum senden güzel haber aldıkça.
Gel zaman git zaman büyüdüm, adam oldum. Ama yaşadığım hiçbir şeyde seninle beraber olduğum anların tadını alamadım.
Annem “oğlum, bu senin bundan sonraki hayatın olacak” dedi kolumdan tutup beni sınava sokarken. Babam sırtımı sıvazladı “hadi bakalım” deyip beni askere uğurlarken. Ama bunların hiç biri beni senin kadar heyecanlandırmadı.
Okşadığım o altın sarısı saçlarda bile ben hep seni gördüm. Okyanusların lacivert sularında… Vahşi ormanların yemyeşil ulu ağaçlarında… Damarımda dolaşan kıpkırmızı kanımda… Hep sen vardın ismini yazdığım dağlarda, taşlarda…
Kavuşmuştuk ya yıllar sonra artık hiç ayrılmayacaktık. Kalbim hep seninle çarpacak, bir tek seninle gülüp seninle ağlayacaktım. Sen uzak diyarlara gidersen seninle gelecek, sen mutlu ol diye cebimdeki son kuruşu istesen, yutkunup sana verecek, yemeğimi seninle paylaşacak, uykuya aç ama seninle beraber yatacaktım.
Biri sana dil uzatacak olursa seni koruyacaktım, gerekirse senin için kavga edecek, aşkın uğruna ölecektim. Sen hep gönlümün eşsiz aşkı kalacaktın, her yerde, her zaman yanıp parıldayacaktın.
Ne mutlu ki senin için bunların hepsini yapabildim. Hiçbir karşılık beklemeden hem de.
Ve şimdi gelecekteki güzel günlere elele yürüyoruz.
Aslında hep o zirveye çıkarmak istemiştik aşkımızı seninle. Bizim aşkımız en büyüktü ya, aşkımızın meyvesi de en ulaşılmaz tepelerde olmalıydı. Ve şimdi ne kadar yakınız oraya, görebiliyorsun değil mi?
Ben yorulmadım aşkım, seninleyim. Ben bıkmadım bir tanem, yanındayım. Ben yılmadım sevgilim, inanıyorum. Bu kadar yaklaşmışken o zirveye çıkabiliriz biz. Neyi inandık da yapamadık seninle bugüne kadar? Ellerimiz kan içinde kalsa da, ardımızdaki tüm köprüler yıkılsa da geri dönmeyeceğiz bu yoldan ve çıkacağız o zirveye! Çünkü bu aşk haykırılmayı hak ediyor tüm dünyaya ve biz de haykıracağız o gece tüm gücümüzle: BİZ İNANDIK VE BAŞARDIK!
HANGİ DAĞ DAHA YÜKSEK BİZİM YÜREĞİMİZDEN?!!!
HANGİ PARA DAHA GÜÇLÜ BİZİM İNANCIMIZDAN?!!!
HANGİ KITA DAHA BÜYÜK BİZİM SEVGİMİZDEN?!!!
BİZ ATA’LARIMIZIN GELECEĞİYİZ!
BİZ GÖKTEKİ AYIN, YILDIZLARIN BİR OLMUŞ TEK YÜREĞİYİZ!