KAYSERİ

KAYSERİ

       Kayseri’de aileden sonraki sosyal basamak  mahalle idi. Herkesin  birbirini iyi  tanıdığı  bir mahallede büyüdüm  Bizim  mahallede herkes  lakabıyla anılırdı. Mahallenin kadınlarına teyze, ame,  yenge, amca ,dayı bizden büyüklere abla, abi denirdi. Doğum,düğün gibi tatlı olaylar, hastalık,ölüm gibi açılan birlikte paylaşılırdı.

 

Mahallenin ağabeyleri mahallenin namusunu  koruma ve kollamakla görevli  idiler.Mahalle kızlarının  peşlerine başka mahalle erkeklerini takıp getirmeleri  ayıp ve yasaktı.Bu işe kalkışan  yabancı  mahalle delikanlılarının icabına  bu ekip bakardı.

 

Komşu mahalle delikanlıları  kurallara uymak şartıyla bir mahalleden diğerine geçebilirlerdi. Mahalleden çıkacak gelin konvoylarının  yolunu kesip  bahşiş almak bu ekibin işiydi.

 

Mahalle kadınlarının ilk işi sabah kalktıklarında  sokak kapılarını  çalı süpürgesi ile  süpürmekti. Cingi taşlarının arası oyuluncaya kadar süpürülürdü. Çünkü o evin  kadınının temizliği bununla ölçülürdü.

 

Ev kadınları pek para kullanmazlardı. Mahalleye gelen  satıcılara  eski elbiseler vererek  çamaşır leğeni  naylon kovalarla takas ederlerdi.

 

Mahalle canlı bir olgu idi Her canlı gibi yaşardı.Büyüyen nesil evlendirilir veya askere gönderilir.Yerine yeni nesil nöbeti teslim alırdı.

 

Mahallenin değişmez unsurları vardı mahalle bekçisi ,fırını ve çeşmesi ile  bir bütündü. Mahallenin çocukları birbirlerini çok severlerdi.kavga etseler bile kin tutmazlardı.okula birlikte giderler her gün kendilerine yeni dünya kurarlardı.birlikte teksas, tomkis,redkit okurlar,birlikte çelik çomak ve top oynarlardı.

 

Yıllar geçtikçe  bu birliktelikler kollama ve koruma duyguları yok oldu.Birim aracı olan para  bir anda  harcama vasıtası oldu.Şehirlerdeki  hızlı gelişim  Sanayi hamlesi  köylerden göçler yeni yeni türeyen zenginler  yaşam tarzındaki tezatlar  önce eşitliği  sonrada saygı ve sevgiyi manevi değerleri yok etti.Daha sonra  işsizlik,köşeyi dönme adamını bulma,malı götürme hayatın yenilgisi,çaresizlik mahalle yaşamını yok etti.

 

Şehrimiz eski mahallelerimiz kasırga misali rüzgarlar  karşısında  dayanamıyor, parkları meydanları  sokak ve caddeleriyle sıkıcı ve sıradan  bir ortak zevksizliğin  bayağılaştırdığı  bir tekdüzelik örneğine  dönüşmeye başladı.

 

Şehirleri birbirinden  farklı kılan, ayıran bu ayrılıklardan güzellikler çıkaran ayrıntılar birer birer yok oluyor.

 

 

 

 

 

 

Kayseri’nin  kendini ele vermeyen  gizemli ve insanları kendine bağlayan  bir yanı vardır.Bu Kayseri’nin ruhudur.Kayseri’nin bu özelliğini  yalayabilen  insanlar için bu şehir şehir olmaktan çıkar.Ve bir sevgili mertebesine yükselir.Erciyes’e sırtını dayamış Kayseri’nin kokusudur bu bizi bu şehre bağlayanda bu kokudur.Çocukluğumun gençliğimin geçtiği,dar sokaklarında yürüdüğüm hunat mahallesinin kısa zamanda dozerlerle yok  yok edildiğine  şahit oldum.Güllük ,Hunat, Çandır  mahallesinin kendi gitti adı kaldı.Mahalle olgusu kültürümüzün  en önemli yanını temsil eder. Bu gün bile Kayseri’nin yerlisiyim  diyenler  kendi aralarında hangi mahalledensin diye sormaya devem ediyorlar.bu soruya cevap verilen mahalleler  birer isimden ibaret.Dolayısıyla  genç nesil için hangi mahalledensin sorusu  hiçbir şey ifade etmiyor.Edemiyor.Çünkü şehrin eski mahalleleri  apartman özentisine ,arsa rant  getirisi uğruna  çoktan feda edildi.Şu anda geçmişi özlüyoruz.Çünkü o geçmişte  elimize  her şey geçmiyordu.geçeninde kıymetini biliyorduk.Teknoloji yoktu insan daha fazla içindeydi her şeyin sık sık kıyafet değiştirmek zengin işiydi. Orda direk çocuklar yeni giysiler için bayramı  beklemek zorundaydı.

 

Elime her şey geçtikce  geçmise özlemim arttı.Geçmisin daha güzel olduğuna dair tartışılmaz  bir fikir birliği oluştu.Geçmişi özlüyoruz çünkü çok çabuk  tüketilmeyen  bir şeyler olsun istiyoruz.hayatımızda.Geçmişi özlüyoruz,çünkü  özlemi seviyoruz birazda.

 

Kayseri, insanının kokusuyla birbirine karışmış içinde yaşarken fark edemediğimiz kokudur.Ne zaman ki  ayrıldınız  gurbet ele gittiniz burnunuzda tütmeye başlar ,en  önemsiz ayrıntıları bile hatırlarsınız.

 

İçinde bulamadığınız güzellikleri dışarıda aramayınız  derler ya Yaşadığınız her şehir  içinde yeterince güzellikler bulabileceğiniz şehirdir.Yeter ki yaşadığımız şehri sevelim.

 

Kimi zaman  da bir sebebi olmadan severiz şehirleri ;bilmediğimiz,izah edemeyeceğimiz  gönül bağları oluşur onlarla  aramızda  bütün sevdiklerimizi bir şehir  barındırıyorsa o şehrin havasını teneffüs edip suyunu içiyorsanız bazı şeyleri bu şehir insanları ile paylaşıyorsanız bu şehri sevdiklerinizin arasına koymalısınız.

 

Mahalle olgusu aslında  şehir kültürümüzün önemli bir parçasıydı  şu anda bile Kayseri’nin yerlisiyim  diyenler kendi aralarında hangi mahalledensin diye  sormaya devam ediyorlar. Kayseri’de yetişen genç nesil için hangi mahalledensin sorusu bir şey ifade etmiyor. Kayseri’nin eski mahalleri   kısa bir sürede rant  uğruna dozerlerle kepçelerle  yok edildi..

 

Doğup büyüdüğüm Hunat mahallesinden geriye bir tek Kalem Kırdı cami kaldı..o da bakımsızlıkta harap durumda.

 

Çoçukluğumda Cumhuriyet meydanına yaz aylarında  ikindi vakti Erciyes ten kamyonlarla kar gelirdi, evi yakın olanlar ellerinde  tepsilerle  gelip kar alırlardı.Kar satan kişi elinde  testere ile  kaç liralık istersen kesip verirdi.Yaz aylarında kahveciler  sattıkları limonataların içine bu kardan koyarak müşterilerine verirlerdi.

 

Sırtlarında bakır güğümlerle  limonata satan kişilerden limonata içmek ayrı bir zevkti.3 tekerlekli arabaları ile  dondurma satılırdı buna kaymak denirdi Pekmezin içine kar koyup  helva gibi yenirdi.

 

KAYSERİ EVLERİ

 

Evin içinde yüklük denilen  yatak,yorgan gibi malzemelerin yerleştirildiği  duvar içindeki  oyuklar yer alırdı.

 

Yerden yarım metre  yükseklikte yapılmış taş veya tahtadan  sedirler odaya ayrı bir hava

verirdi.evin önünde boş  alana havlu veya hayat denirdi. Evle hayat  birbirinden ayrılmaz  parçaydı. Kadınlar zamanlarının çoğunu burada geçirirlerdi.Mahallede kimin fakir kimin zengin olduğu  dışarıdan belli olmazdı  bu ayırım ancak evin içine girildiğinde belli olurdu.Geçmişin insani duyguları ,komşuluk,dostluk ilişkileri yerini  ticarileşen ilişkilere bıraktı.Eskiden evde ne pişerse bir tabağa konur.kokmuştur denilerek komşuya götürülürdü.Komşularda tabakları boş göndermezler kendilerinin pişirdiği başka bir yemeği  tabağa kor öyle getirirlerdi.Uzun kış ve yaz gecelerinde  komşular bir araya toplanır tatlı sohbetler ederlerdi.Çocuklarda sokaklarda koşturup dururlardı..Kadınlar birbirlerine sabah kahvesi içmeye giderler aslında kahve içmek değildi amaçları öğrenmek istediklerini kahve falıyla öğrenirler dedi kodu yaparlardı.ertesi gün bütün mahalle kimi ayakkabı kime eşarp,kime manto alınacağını bilirdi.Şimdi aynı mahalleyi,aynı apartmanı  paylaşanlar,bu geçmişteki  güzelliği paylaşamıyor.Koşullar değişti,yaşam acımasızlaştı.Komşu komşuyu tanımaz oldu.Yaşam çok kısa tıpkı bir rüya gibi gelip geçici bir şey bu kısacık yaşamda sevmek  çıkardan ticari ilişkiden daha önemli.Bu varsanız yarın yoksunuz.eskiden evlerde çeşme bulunmazdı. Mahalle çeşmesinden evlere gügümlerle,kovalarla su taşınırdı.evlerde bakır kapaklılar, kazanlar,tabaklar bulunurdu.Bakır kapta yapılan yemeklerin lezzeti ise başkaydı.Kuru fasulye, pilav ve  patlıcanın tadına doyum olmazdı.

 

 

RADYO GÜNLERİ

 

1960 Yılında Ağa marka radyomuz vardı.Net çeksin diye antenini dama kurmuştuk.Uzun Dalga,Kısa dalga,Orta dalga  kanalları vardı.Açma kapama düğmesi önünde gösterge paneli ve lambası görünürdü göstergenin üzerinde rakamlar  ve istasyon adları  yazardı.Radyonun üst bölümünde de  hoparlör bulunurdu.O yıllarda her evde elektrik bulunmazdı  bu radyolar transistörlü idi.4 pille çalışırdı.

 

Akşam oldu mu  “Radyolu saatler başlardı.” ailenin tek eğlence kaynağı  radyo idi.Akşamları saat 21.00’ de   “Radyo tiyatrosu  başlardı.Bütün aile pür dikkat radyo tiyatrosunu dinlerdik.

 

Radyo günleri  çoğunlukla Türkiye Radyoları  birinci kanalı ile sınırlıydı.Akşamları Moskova radyosu da Türkçe yayın yapardı.Dinleyici istekleri programı o yılların en popüler programı idi.Bu programda o yılların en popüler sanatçıları Nida Tüfekçi,Neriman Altındağ Tüfekçi Ahmet Gazi Ayhan Yıldız Ayhan Muazzez Turinğ ve Mustafa Gece yatmaz yurdun her yöresinden türküler okurlardı.

 

 

 

 

 

 

ESKİ BAYRAMLAR

 

Zaman öyle telaşlarla doludizgin çekip gidiyor.Aynanın karşısına  geçip bakmasak, bize uğradığını  fark etmeyeceğiz.köprünün altından  geçen suları ve saçlarımıza düşen akları görmeyeceğiz..Zamanla akıp giden başka şeylerimizde var.Bayramlarımız insan  geçmise güzellikleri görmek için bakar.Artık eski bayramlar yok,Çünkü  eski aile yapıları,eski kentler,eski mahalleler,eski değerler yok.Bayramlardan  söz açılınca  hemen eski bayramlar hatırlanır.Büyükler “ Bizim zamanımızda “ diyerek söze  başlarlar eski bayramların güzelliklerini  ve çocukluk hatıralarını  anlatmakla bitiremezler.Yeni elbiseler ,cici ayakkabılar,bayram harçlıkları akide ve sormuk şekerleri  eski hatıraların  damakta kalan  tadı olarak  gençlere  anlatılır.Eskiden önemli günlerde ve bayramlarda  kullanılan kartlar vardı.çeşit çeşit kartların her biri ayrı bir duyguyu ifade ederdi.Bu kartlar bayramdan önce postaya verilirdi. Postacılar günlerce  bu kartları çantalarında kor mahalle mahalle dolaşarak sahiplerine dağıtırlardı.

 

Bu gün postacılar bu dertten kurtuldular SMS’ ler elektronik posta kartları  bu geleneği de yok etti.

 

Eskiden  bayramlar  birlik ve beraberliği  güçlendiren pekiştiren,dayanışma ve  paylaşma duygularını artıran  günlerdi.Bayram çoşkusu önemli bir yere  sahipti.Bayram sabahı erkenden kalkılırdı aile büyükleri ile camiye gidilir.Cami dönüşü hazırlanan sofrada  mutlaka yahni ile pilav bulunurdu.

 

 

 

 

 

Cumhuriyet İlk Okulu Meydanla Düvenönü  arasında  Surların yanında tek katlı yonu taşlarından yapılmış beş sınıflı Şirin bir ilk okuldu  Dilaverpaşa,Yalman ve Yenice İsmail Mahallelerinde oturan çocukların çoğu bu okula devam ederlerdi.(Bu mahalleler  Almer otelinin arka tarafında Düvenönün kadar uzanan eski Kayseri mahalleleri adları sadece nüfus kütüklerinde kaldı)Sınıflarımızda Soba yanardı teneffüs aralarında hizmetliler sobalara odun atar sınıfın soğumamasını sağlardı.okullarda  eskiden kantinler yoktu.hizmetliler simit satarlardı.her kez parasına göre simit alırdı tam simit 5 kuruş yarım simit 2,5 kuruş (yüz para) ben param olduğunda genellikle yarım simit alırdım.o zamanlar cumartesi günleri de yarım gün okul vardı.okul tatil oldumu mahalledeki çocuklarla birlikte    gazete  veya simit satmaya gider  50 kuruşa yakın Para kazanırdık kazandığımız paranın 5 kuruşuna mutlaka bir kıranardı gazozu içerdik.Kıranardı gazozunu Kayserili bir kimyager  üretiyordu.eskiden buzdolabı olmadığından Gazozlar fıçıların içine yerleştirilir üzerine Erciyes’ten gelen kar veya Meydanda Gazezoğlu tarafından sanayide  üretilen buzlar kalıp halinde alınır ve gazozların içine yerleştirilirdi.Satıcılar gazozlarını satarlarken soğuk olduğunu belirtirken Gazoz buz,otuz iki dişine keman çaldırıyor nidalarıyla satmaya çalışırlardı.Şimdiki Kurşunlu camiinin yanındaki parkın adı Mimar Sinan parkı idi Parkın etrafı demir ve dikenli tellerle çevrili idi.camiye yakın olan yer aile parkı idi buraya ailelerden başkası giremezdi,tBekar vatandaşlar girdiği zaman park bekçileri onları buradan çıkarırdı.diğer taraf ise  bekarlara aitti. Parkın meydan tarafı çıkışında  etrafı merdivenli Atatürk anıtı vardı  bu anıt daha sonra kaldırıldı.yerine Atatürk’ün başka bir anıtı konuldu eli kılıçlı modern tarzda yapıldığı söylenen bu anıt halk  tarafından beğenilmedi ve Şimdi büyük şehir belediyesinin önünde  duran Atatürk anıtı konuldu.

         Kayseri’de eskiden  Cumhuriyet Meydanı ile Vilayet  arası geniş meydan olduğu için  ra halk buraya Seray’ın önü derdi.Meydanda bulunan bürüngüz camisinin yerinde eskiden iki katlı bir binalar vardı bu binaların birinde Nuh Naci Yazgan Eczanesi onun bodurum katında Çukur kitap evi vardı.yan tarafında beyaz eşya satan magza onun yanında saçcıoğlunun manavı üst katlarda foto Paris,kardeşler lokantası bulunuyordu .Yan taraf binaların zemin katında Zümrüt pastanesi,onun yanında kayseri’de ilk francalı somun ekmeği üreten şihaslan fırını bulunuyordu.Meydandan düvenönü tarafına doğru gidildiğinde  Camlıköşk kırathanesi,onun altında Gazezoğlu’nun tüp bayi ve buz şatış yeri vardı..onun yanındaki binada  üst katında Zafer oteli ve altında İstanbul Bakkaliyesi vardı

 

 

 

 

 

 

KAYSERİ EVLERİ

 

       Evin içinde yüklük denilen  yatak,yorgan gibi malzemelerin yerleştirildiği  duvar içindeki  oyuklar yer alırdı.

 

       Yerden yarım metre  yükseklikte yapılmış taş veya tahtadan  sedirler odaya ayrı bir hava

verirdi.evin önünde boş  alana havlu veya hayat denirdi. Evle hayat  birbirinden ayrılmaz  parçaydı. Kadınlar zamanlarının çoğunu burada geçirirlerdi.Mahallede kimin fakir kimin zengin olduğu  dışarıdan belli olmazdı  bu ayırım ancak evin içine girildiğinde belli olurdu.Geçmişin insani duyguları ,komşuluk,dostluk ilişkileri yerini  ticarileşen ilişkilere bıraktı.Eskiden evde ne pişerse bir tabağa konur.kokmuştur denilerek komşuya götürülürdü.Komşularda tabakları boş göndermezler kendilerinin pişirdiği başka bir yemeği  tabağa kor öyle getirirlerdi.Uzun kış ve yaz gecelerinde  komşular bir araya toplanır tatlı sohbetler ederlerdi.Çocuklarda sokaklarda koşturup dururlardı..Kadınlar birbirlerine sabah kahvesi içmeye giderler aslında kahve içmek değildi amaçları öğrenmek istediklerini kahve falıyla öğrenirler dedi kodu yaparlardı.ertesi gün bütün mahalle kimi ayakkabı kime eşarp,kime manto alınacağını bilirdi.Şimdi aynı mahalleyi,aynı apartmanı  paylaşanlar,bu geçmişteki  güzelliği paylaşamıyor.Koşullar değişti,yaşam acımasızlaştı.Komşu komşuyu tanımaz oldu.Yaşam çok kısa tıpkı bir rüya gibi gelip geçici bir şey bu kısacık yaşamda sevmek  çıkardan ticari ilişkiden daha önemli.Bu varsanız yarın yoksunuz.eskiden evlerde çeşme bulunmazdı. Mahalle çeşmesinden evlere gügümlerle,kovalarla su taşınırdı.evlerde bakır kapaklılar, kazanlar,tabaklar bulunurdu.Bakır kapta yapılan yemeklerin lezzeti ise başkaydı.Kuru fasulye, pilav ve  patlıcanın tadına doyum olmazdı.

 

 

Bizim Kayseri'de

 

Eskiden Kayseri de sığırın ön ayaklarının diz kısmını üzerinde yer alan eti ile birlikte kuruturlar. Yani, eti pastırma yaparak saklamanın yanı sıra, bir de böyle bir yöntem vardı.Kayseri’de küp içerisinde yarma ile yemek pişirmek adeti vardı.Küp içerisine  konulan gendime denilen kabuğu soyulmuş buğday, kurutulmuş diz kemiği ile yeterli miktarda su ile sabahtan ateşe gömlüyor. Ve akşama kadar yavaş yavaş pişerek, akşam yemeği için hazır oluyor.

Eskiden,genelilikle gelin ile kaynana aynı evde otururdu gelinin, kaynananın izni olmadan herhangi bir şey yemesi söz konusu değil.  gelinin biri, kaynanasının evde olmadığında, Gendirme yemeğni  ayakta atıştırmaya. Başlıyor.Kaşığına yemeğin belki en güzel yeri, diz kemiği takılıyor... Hiç tereddüt etmeden onu da götürüyor. Ve... kötü tesadüf tam bu sırada mutfağa kaynana giriyor. Gelin, aceleyle kemiği yutmaya çalışırken nefes borusuna takılıyor ve hemen orada yitiriyor yaşamını... Ve o tarihten sonra da bu yemeğin ismi, "gelinboğan gendime yemeği" kalıyor.

 

 

 Kayseri’nin en eski okullarından biride Nazmi Toker orta okulu idi.Şehir Merkezinde Hunat cami arkasındaki şimdiki Nazmi Toker İlköğretim okulu bu okulun yanında şimdiki Dedeman  ilköğretim okulunun yerinde Ticaret Lisesi vardı. ( eski adı ile kömürlük mektebi)yıllarca bu iki okul iç içe eğitimlerini sürdürdü daha sona bu tarihi  yıkılarak yerine Dedeman orta okulu yapıldı.Tarihi Nazmi Toker Orta okuluda ilkoka dönüştürüldü.Nazmi Toker Orta okulunun ünlü hocalarına burada okuyanlar ili bilirler

Okul Müdürü rahmetli Mustafa Dülgeroğlu   öğretmenler Suayip Yalçın, Ali Çalık, Nusret  Demir,Fuat Bektaş.Atike Susam,Nuran Demir,Hayrullah Okyay Yine Rahmetli olan Resim ve el işi dersi öğretmeni Nurten hanımı öğrenciler öğrenci psikolojisi ile öğretmenlere lakap takarlardı deli döne,Yontulmamış kereste Nazmi toker orta okulunun köşeşindeki  gazozcu köseyi tanıyan yoktur o yıllar da teneffüsü çıktıkmı soluğu kösenin yanında alırdık.tanesi 5 kuruşa üçüncü sigarası satardı. O yıllarda  üçünçü sigarısı piyasanın en kalitesiz sigarası idi ve paketi 35 kuruştu köse 7 çubuk sigara satar sermayeyi kurtarır,12 sigarayı bedavaya getirirdi orada gazoz satması bananeydi asıl kazancı öğrencilere sattığı sigaraydı burdan 5 kuruşa sigarayı alır içerdik sigara ile tanımamıza  ince zayıf küçük boylu köse sakalı bu adamının teşviki çok oldu.Hunat caminin arka yanında bir ekip kendi adamlarında oluşan  kişilerle açık artıma yaparlardı çeşitli yerlerde topladıkları ikinci el malları buraya getirirler kendi adamları ile  açık artırmaya başlarlar 5 liradan başlayan açık artırma yavaş yavaş 20 liraya  kadar yükselmeye başlarlar gözüne kestirdikleri köylü vatandaş 1 lira artırırsa 26 lira dedi i yandı.ihaleyi onun üzerine bırakırlar kazandıkları parayla akşam dertalan meyhanesinde  yerler ertesi gün aynı işe devam ederlerdi.Nazmi Toker ortaokulunun karşısında sebze ve meyve hali vardı tam köşe itfaiye müdürlüğü vardı belediye bandosuda buranın ikinci katındaydı onların çaldığı melodileri dinlemek ayrı bir zevkti.

 

      O dönemlerde  trafik ışıkları yoktu Önemli kavşakların tam ortasına trafik polisi geçen ağzında düdüğü ile trafiği yönlendirirdi. Trafik polislerinin en lüks devriye araçları tosbağa tipi  wolkswagen  taksilerdi.O zamanlar belediye otobüsleri Austin marka  idi şimdiki gibi araçlara önden binilmezdi.arkadan binilir önden inilirdi arka kapının hemen yanında biletçi oturur araça binenlere bilet keserdi.talebe 35 kuruş tam bilet 70 kuruştu.Erkekler İspanyol paça pantolon  giyer,maksi palto pardüsüler popülerdi.saçlar uzun favoriler uzundu.Çöpler at arabaları ile toplanırdı.eskiden sadece bir taksi durağı vardı meydanın kale duvarlarına yakın yerdeki  ERCİYES taksi durağı  buradaki  amerikan malı Savrole marka  imrenerek bakardık. Fakirin bineceği araç ise faytonlardı faytonlar geçmeyin onlarında belirli yerde durakları vardı

Kayseri Lİisesinin yanındak Şiremenli Caddesinin başı,Düvenönü gibi yerlerde  şimdiki taksi durakları gibi arka arkaya dururlardı her faytoncu müşteri çekebilmek için faytonunu süsler ayna takardı.

 

KAYSERİ LİSESİ

 

KAYSERİ LİSESİ MARŞI

 

Kayseri Lisesi'nin Nura koşan gençleri

Güzel anadoluya güneşler taşıyacak

Bu mefkure oldukça azmimizin rehberi

Cehalet Boğulacak ilm-ü fen yaşayacak

 

               Güçlüyüz kuvvetliyiz,imanlıyız hepimiz
                   Yaşasın genç Türkiye, yaşasın mektebimiz

 

Asrımızda teceddüt namına her ne varsa

Biz ona varacağız bir hamlede bir hızda

Hangi bir mani bizi bu yolda karşılarsa

And içtik yıkacağız milli irfanımızla

                                          Güçlüyüz kuvvetliyiz,imanlıyız hepimiz

                                  Yaşasın genç Türkiye, yaşasın mektebimiz
 
                                                                       Faruk Nafiz Çamlıbel

 

                                                                                  

Başarılı bir eğitim yuvası olan Kayseri Lisesi'nden pekçok ünlü işadamı, sanatçı, bilim adamı, edebiyatçı ve siyaset adamı çıktı. 11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve kardeşi Korkut Özal'ın yanısıra Prof. Turhan Feyzioğlu, Osman Bölükbaşı, Saadettin Bilgiç, Halil Özsoy, M. Bahattin Yücel, Mehmet Yazar, Tarhan Erdem, Eşber Yağmurdereli, Yekta Güngör Özden, Prof. Adem Baştürk, Prof. Fuat Yavuz, Prof. Mehmet Emin Tuna, Prof. Feyzi Feyzioğlu, Prof. Ahmet Canbaş, Prof. Hanifi Özcan, Dr. Ziya Özel gibi isimler de çıktı. Edebiyat ve müzik dünyasından Cevdet Kudret, Behçet Kemal Çağlar ve Emel Sayın da Kayseri Lisesi'nin sıralarından yetişen isimler arasında yer alıyorlar.

 

 

 

 

Bağlarımın eski halini özlüyorum. Eski dediysem öyle on beş yirmi

 

 



devamı ..

yorum ( 0 )
15.01.2008 16:20:07
Kategori: Kayseri'nin tarihçesi
KAYSERİ

       Kayseri’de aileden sonraki sosyal basamak  mahalle idi. Herkesin  birbirini iyi  tanıdığı  bir mahallede büyüdüm  Bizim  mahallede herkes  lakabıyla anılırdı. Mahallenin kadınlarına teyze, ame,  yenge, amca ,dayı bizden büyüklere abla, abi denirdi. Doğum,düğün gibi tatlı olaylar, hastalık,ölüm gibi açılan birlikte paylaşılırdı.

 

Mahallenin ağabeyleri mahallenin namusunu  koruma ve kollamakla görevli  idiler.Mahalle kızlarının  peşlerine başka mahalle erkeklerini takıp getirmeleri  ayıp ve yasaktı.Bu işe kalkışan  yabancı  mahalle delikanlılarının icabına  bu ekip bakardı.

 

Komşu mahalle delikanlıları  kurallara uymak şartıyla bir mahalleden diğerine geçebilirlerdi. Mahalleden çıkacak gelin konvoylarının  yolunu kesip  bahşiş almak bu ekibin işiydi.

 

Mahalle kadınlarının ilk işi sabah kalktıklarında  sokak kapılarını  çalı süpürgesi ile  süpürmekti. Cingi taşlarının arası oyuluncaya kadar süpürülürdü. Çünkü o evin  kadınının temizliği bununla ölçülürdü.

 

Ev kadınları pek para kullanmazlardı. Mahalleye gelen  satıcılara  eski elbiseler vererek  çamaşır leğeni  naylon kovalarla takas ederlerdi.

 

Mahalle canlı bir olgu idi Her canlı gibi yaşardı.Büyüyen nesil evlendirilir veya askere gönderilir.Yerine yeni nesil nöbeti teslim alırdı.

 

Mahallenin değişmez unsurları vardı mahalle bekçisi ,fırını ve çeşmesi ile  bir bütündü. Mahallenin çocukları birbirlerini çok severlerdi.kavga etseler bile kin tutmazlardı.okula birlikte giderler her gün kendilerine yeni dünya kurarlardı.birlikte teksas, tomkis,redkit okurlar,birlikte çelik çomak ve top oynarlardı.

 

Yıllar geçtikçe  bu birliktelikler kollama ve koruma duyguları yok oldu.Birim aracı olan para  bir anda  harcama vasıtası oldu.Şehirlerdeki  hızlı gelişim  Sanayi hamlesi  köylerden göçler yeni yeni türeyen zenginler  yaşam tarzındaki tezatlar  önce eşitliği  sonrada saygı ve sevgiyi manevi değerleri yok etti.Daha sonra  işsizlik,köşeyi dönme adamını bulma,malı götürme hayatın yenilgisi,çaresizlik mahalle yaşamını yok etti.

 

Şehrimiz eski mahallelerimiz kasırga misali rüzgarlar  karşısında  dayanamıyor, parkları meydanları  sokak ve caddeleriyle sıkıcı ve sıradan  bir ortak zevksizliğin  bayağılaştırdığı  bir tekdüzelik örneğine  dönüşmeye başladı.

 

Şehirleri birbirinden  farklı kılan, ayıran bu ayrılıklardan güzellikler çıkaran ayrıntılar birer birer yok oluyor.

 

 

 

 

 

 

Kayseri’nin  kendini ele vermeyen  gizemli ve insanları kendine bağlayan  bir yanı vardır.Bu Kayseri’nin ruhudur.Kayseri’nin bu özelliğini  yalayabilen  insanlar için bu şehir şehir olmaktan çıkar.Ve bir sevgili mertebesine yükselir.Erciyes’e sırtını dayamış Kayseri’nin kokusudur bu bizi bu şehre bağlayanda bu kokudur.Çocukluğumun gençliğimin geçtiği,dar sokaklarında yürüdüğüm hunat mahallesinin kısa zamanda dozerlerle yok  yok edildiğine  şahit oldum.Güllük ,Hunat, Çandır  mahallesinin kendi gitti adı kaldı.Mahalle olgusu kültürümüzün  en önemli yanını temsil eder. Bu gün bile Kayseri’nin yerlisiyim  diyenler  kendi aralarında hangi mahalledensin diye sormaya devem ediyorlar.bu soruya cevap verilen mahalleler  birer isimden ibaret.Dolayısıyla  genç nesil için hangi mahalledensin sorusu  hiçbir şey ifade etmiyor.Edemiyor.Çünkü şehrin eski mahalleleri  apartman özentisine ,arsa rant  getirisi uğruna  çoktan feda edildi.Şu anda geçmişi özlüyoruz.Çünkü o geçmişte  elimize  her şey geçmiyordu.geçeninde kıymetini biliyorduk.Teknoloji yoktu insan daha fazla içindeydi her şeyin sık sık kıyafet değiştirmek zengin işiydi. Orda direk çocuklar yeni giysiler için bayramı  beklemek zorundaydı.

 

Elime her şey geçtikce  geçmise özlemim arttı.Geçmisin daha güzel olduğuna dair tartışılmaz  bir fikir birliği oluştu.Geçmişi özlüyoruz çünkü çok çabuk  tüketilmeyen  bir şeyler olsun istiyoruz.hayatımızda.Geçmişi özlüyoruz,çünkü  özlemi seviyoruz birazda.

 

Kayseri, insanının kokusuyla birbirine karışmış içinde yaşarken fark edemediğimiz kokudur.Ne zaman ki  ayrıldınız  gurbet ele gittiniz burnunuzda tütmeye başlar ,en  önemsiz ayrıntıları bile hatırlarsınız.

 

İçinde bulamadığınız güzellikleri dışarıda aramayınız  derler ya Yaşadığınız her şehir  içinde yeterince güzellikler bulabileceğiniz şehirdir.Yeter ki yaşadığımız şehri sevelim.

 

Kimi zaman  da bir sebebi olmadan severiz şehirleri ;bilmediğimiz,izah edemeyeceğimiz  gönül bağları oluşur onlarla  aramızda  bütün sevdiklerimizi bir şehir  barındırıyorsa o şehrin havasını teneffüs edip suyunu içiyorsanız bazı şeyleri bu şehir insanları ile paylaşıyorsanız bu şehri sevdiklerinizin arasına koymalısınız.

 

Mahalle olgusu aslında  şehir kültürümüzün önemli bir parçasıydı  şu anda bile Kayseri’nin yerlisiyim  diyenler kendi aralarında hangi mahalledensin diye  sormaya devam ediyorlar. Kayseri’de yetişen genç nesil için hangi mahalledensin sorusu bir şey ifade etmiyor. Kayseri’nin eski mahalleri   kısa bir sürede rant  uğruna dozerlerle kepçelerle  yok edildi..

 

Doğup büyüdüğüm Hunat mahallesinden geriye bir tek Kalem Kırdı cami kaldı..o da bakımsızlıkta harap durumda.

 

Çoçukluğumda Cumhuriyet meydanına yaz aylarında  ikindi vakti Erciyes ten kamyonlarla kar gelirdi, evi yakın olanlar ellerinde  tepsilerle  gelip kar alırlardı.Kar satan kişi elinde  testere ile  kaç liralık istersen kesip verirdi.Yaz aylarında kahveciler  sattıkları limonataların içine bu kardan koyarak müşterilerine verirlerdi.

 

Sırtlarında bakır güğümlerle  limonata satan kişilerden limonata içmek ayrı bir zevkti.3 tekerlekli arabaları ile  dondurma satılırdı buna kaymak denirdi Pekmezin içine kar koyup  helva gibi yenirdi.

 

KAYSERİ EVLERİ

 

Evin içinde yüklük denilen  yatak,yorgan gibi malzemelerin yerleştirildiği  duvar içindeki  oyuklar yer alırdı.

 

Yerden yarım metre  yükseklikte yapılmış taş veya tahtadan  sedirler odaya ayrı bir hava

verirdi.evin önünde boş  alana havlu veya hayat denirdi. Evle hayat  birbirinden ayrılmaz  parçaydı. Kadınlar zamanlarının çoğunu burada geçirirlerdi.Mahallede kimin fakir kimin zengin olduğu  dışarıdan belli olmazdı  bu ayırım ancak evin içine girildiğinde belli olurdu.Geçmişin insani duyguları ,komşuluk,dostluk ilişkileri yerini  ticarileşen ilişkilere bıraktı.Eskiden evde ne pişerse bir tabağa konur.kokmuştur denilerek komşuya götürülürdü.Komşularda tabakları boş göndermezler kendilerinin pişirdiği başka bir yemeği  tabağa kor öyle getirirlerdi.Uzun kış ve yaz gecelerinde  komşular bir araya toplanır tatlı sohbetler ederlerdi.Çocuklarda sokaklarda koşturup dururlardı..Kadınlar birbirlerine sabah kahvesi içmeye giderler aslında kahve içmek değildi amaçları öğrenmek istediklerini kahve falıyla öğrenirler dedi kodu yaparlardı.ertesi gün bütün mahalle kimi ayakkabı kime eşarp,kime manto alınacağını bilirdi.Şimdi aynı mahalleyi,aynı apartmanı  paylaşanlar,bu geçmişteki  güzelliği paylaşamıyor.Koşullar değişti,yaşam acımasızlaştı.Komşu komşuyu tanımaz oldu.Yaşam çok kısa tıpkı bir rüya gibi gelip geçici bir şey bu kısacık yaşamda sevmek  çıkardan ticari ilişkiden daha önemli.Bu varsanız yarın yoksunuz.eskiden evlerde çeşme bulunmazdı. Mahalle çeşmesinden evlere gügümlerle,kovalarla su taşınırdı.evlerde bakır kapaklılar, kazanlar,tabaklar bulunurdu.Bakır kapta yapılan yemeklerin lezzeti ise başkaydı.Kuru fasulye, pilav ve  patlıcanın tadına doyum olmazdı.

 

 

RADYO GÜNLERİ

 

1960 Yılında Ağa marka radyomuz vardı.Net çeksin diye antenini dama kurmuştuk.Uzun Dalga,Kısa dalga,Orta dalga  kanalları vardı.Açma kapama düğmesi önünde gösterge paneli ve lambası görünürdü göstergenin üzerinde rakamlar  ve istasyon adları  yazardı.Radyonun üst bölümünde de  hoparlör bulunurdu.O yıllarda her evde elektrik bulunmazdı  bu radyolar transistörlü idi.4 pille çalışırdı.

 

Akşam oldu mu  “Radyolu saatler başlardı.” ailenin tek eğlence kaynağı  radyo idi.Akşamları saat 21.00’ de   “Radyo tiyatrosu  başlardı.Bütün aile pür dikkat radyo tiyatrosunu dinlerdik.

 

Radyo günleri  çoğunlukla Türkiye Radyoları  birinci kanalı ile sınırlıydı.Akşamları Moskova radyosu da Türkçe yayın yapardı.Dinleyici istekleri programı o yılların en popüler programı idi.Bu programda o yılların en popüler sanatçıları Nida Tüfekçi,Neriman Altındağ Tüfekçi Ahmet Gazi Ayhan Yıldız Ayhan Muazzez Turinğ ve Mustafa Gece yatmaz yurdun her yöresinden türküler okurlardı.

 

 

 

 

 

 

ESKİ BAYRAMLAR

 

Zaman öyle telaşlarla doludizgin çekip gidiyor.Aynanın karşısına  geçip bakmasak, bize uğradığını  fark etmeyeceğiz.köprünün altından  geçen suları ve saçlarımıza düşen akları görmeyeceğiz..Zamanla akıp giden başka şeylerimizde var.Bayramlarımız insan  geçmise güzellikleri görmek için bakar.Artık eski bayramlar yok,Çünkü  eski aile yapıları,eski kentler,eski mahalleler,eski değerler yok.Bayramlardan  söz açılınca  hemen eski bayramlar hatırlanır.Büyükler “ Bizim zamanımızda “ diyerek söze  başlarlar eski bayramların güzelliklerini  ve çocukluk hatıralarını  anlatmakla bitiremezler.Yeni elbiseler ,cici ayakkabılar,bayram harçlıkları akide ve sormuk şekerleri  eski hatıraların  damakta kalan  tadı olarak  gençlere  anlatılır.Eskiden önemli günlerde ve bayramlarda  kullanılan kartlar vardı.çeşit çeşit kartların her biri ayrı bir duyguyu ifade ederdi.Bu kartlar bayramdan önce postaya verilirdi. Postacılar günlerce  bu kartları çantalarında kor mahalle mahalle dolaşarak sahiplerine dağıtırlardı.

 

Bu gün postacılar bu dertten kurtuldular SMS’ ler elektronik posta kartları  bu geleneği de yok etti.

 

Eskiden  bayramlar  birlik ve beraberliği  güçlendiren pekiştiren,dayanışma ve  paylaşma duygularını artıran  günlerdi.Bayram çoşkusu önemli bir yere  sahipti.Bayram sabahı erkenden kalkılırdı aile büyükleri ile camiye gidilir.Cami dönüşü hazırlanan sofrada  mutlaka yahni ile pilav bulunurdu.

 

 

 

 

 

Cumhuriyet İlk Okulu Meydanla Düvenönü  arasında  Surların yanında tek katlı yonu taşlarından yapılmış beş sınıflı Şirin bir ilk okuldu  Dilaverpaşa,Yalman ve Yenice İsmail Mahallelerinde oturan çocukların çoğu bu okula devam ederlerdi.(Bu mahalleler  Almer otelinin arka tarafında Düvenönün kadar uzanan eski Kayseri mahalleleri adları sadece nüfus kütüklerinde kaldı)Sınıflarımızda Soba yanardı teneffüs aralarında hizmetliler sobalara odun atar sınıfın soğumamasını sağlardı.okullarda  eskiden kantinler yoktu.hizmetliler simit satarlardı.her kez parasına göre simit alırdı tam simit 5 kuruş yarım simit 2,5 kuruş (yüz para) ben param olduğunda genellikle yarım simit alırdım.o zamanlar cumartesi günleri de yarım gün okul vardı.okul tatil oldumu mahalledeki çocuklarla birlikte    gazete  veya simit satmaya gider  50 kuruşa yakın Para kazanırdık kazandığımız paranın 5 kuruşuna mutlaka bir kıranardı gazozu içerdik.Kıranardı gazozunu Kayserili bir kimyager  üretiyordu.eskiden buzdolabı olmadığından Gazozlar fıçıların içine yerleştirilir üzerine Erciyes’ten gelen kar veya Meydanda Gazezoğlu tarafından sanayide  üretilen buzlar kalıp halinde alınır ve gazozların içine yerleştirilirdi.Satıcılar gazozlarını satarlarken soğuk olduğunu belirtirken Gazoz buz,otuz iki dişine keman çaldırıyor nidalarıyla satmaya çalışırlardı.Şimdiki Kurşunlu camiinin yanındaki parkın adı Mimar Sinan parkı idi Parkın etrafı demir ve dikenli tellerle çevrili idi.camiye yakın olan yer aile parkı idi buraya ailelerden başkası giremezdi,tBekar vatandaşlar girdiği zaman park bekçileri onları buradan çıkarırdı.diğer taraf ise  bekarlara aitti. Parkın meydan tarafı çıkışında  etrafı merdivenli Atatürk anıtı vardı  bu anıt daha sonra kaldırıldı.yerine Atatürk’ün başka bir anıtı konuldu eli kılıçlı modern tarzda yapıldığı söylenen bu anıt halk  tarafından beğenilmedi ve Şimdi büyük şehir belediyesinin önünde  duran Atatürk anıtı konuldu.

         Kayseri’de eskiden  Cumhuriyet Meydanı ile Vilayet  arası geniş meydan olduğu için  ra halk buraya Seray’ın önü derdi.Meydanda bulunan bürüngüz camisinin yerinde eskiden iki katlı bir binalar vardı bu binaların birinde Nuh Naci Yazgan Eczanesi onun bodurum katında Çukur kitap evi vardı.yan tarafında beyaz eşya satan magza onun yanında saçcıoğlunun manavı üst katlarda foto Paris,kardeşler lokantası bulunuyordu .Yan taraf binaların zemin katında Zümrüt pastanesi,onun yanında kayseri’de ilk francalı somun ekmeği üreten şihaslan fırını bulunuyordu.Meydandan düvenönü tarafına doğru gidildiğinde  Camlıköşk kırathanesi,onun altında Gazezoğlu’nun tüp bayi ve buz şatış yeri vardı..onun yanındaki binada  üst katında Zafer oteli ve altında İstanbul Bakkaliyesi vardı

 

 

 

 

 

 

KAYSERİ EVLERİ

 

       Evin içinde yüklük denilen  yatak,yorgan gibi malzemelerin yerleştirildiği  duvar içindeki  oyuklar yer alırdı.

 

       Yerden yarım metre  yükseklikte yapılmış taş veya tahtadan  sedirler odaya ayrı bir hava

verirdi.evin önünde boş  alana havlu veya hayat denirdi. Evle hayat  birbirinden ayrılmaz  parçaydı. Kadınlar zamanlarının çoğunu burada geçirirlerdi.Mahallede kimin fakir kimin zengin olduğu  dışarıdan belli olmazdı  bu ayırım ancak evin içine girildiğinde belli olurdu.Geçmişin insani duyguları ,komşuluk,dostluk ilişkileri yerini  ticarileşen ilişkilere bıraktı.Eskiden evde ne pişerse bir tabağa konur.kokmuştur denilerek komşuya götürülürdü.Komşularda tabakları boş göndermezler kendilerinin pişirdiği başka bir yemeği  tabağa kor öyle getirirlerdi.Uzun kış ve yaz gecelerinde  komşular bir araya toplanır tatlı sohbetler ederlerdi.Çocuklarda sokaklarda koşturup dururlardı..Kadınlar birbirlerine sabah kahvesi içmeye giderler aslında kahve içmek değildi amaçları öğrenmek istediklerini kahve falıyla öğrenirler dedi kodu yaparlardı.ertesi gün bütün mahalle kimi ayakkabı kime eşarp,kime manto alınacağını bilirdi.Şimdi aynı mahalleyi,aynı apartmanı  paylaşanlar,bu geçmişteki  güzelliği paylaşamıyor.Koşullar değişti,yaşam acımasızlaştı.Komşu komşuyu tanımaz oldu.Yaşam çok kısa tıpkı bir rüya gibi gelip geçici bir şey bu kısacık yaşamda sevmek  çıkardan ticari ilişkiden daha önemli.Bu varsanız yarın yoksunuz.eskiden evlerde çeşme bulunmazdı. Mahalle çeşmesinden evlere gügümlerle,kovalarla su taşınırdı.evlerde bakır kapaklılar, kazanlar,tabaklar bulunurdu.Bakır kapta yapılan yemeklerin lezzeti ise başkaydı.Kuru fasulye, pilav ve  patlıcanın tadına doyum olmazdı.

 

 

Bizim Kayseri'de

 

Eskiden Kayseri de sığırın ön ayaklarının diz kısmını üzerinde yer alan eti ile birlikte kuruturlar. Yani, eti pastırma yaparak saklamanın yanı sıra, bir de böyle bir yöntem vardı.Kayseri’de küp içerisinde yarma ile yemek pişirmek adeti vardı.Küp içerisine  konulan gendime denilen kabuğu soyulmuş buğday, kurutulmuş diz kemiği ile yeterli miktarda su ile sabahtan ateşe gömlüyor. Ve akşama kadar yavaş yavaş pişerek, akşam yemeği için hazır oluyor.

Eskiden,genelilikle gelin ile kaynana aynı evde otururdu gelinin, kaynananın izni olmadan herhangi bir şey yemesi söz konusu değil.  gelinin biri, kaynanasının evde olmadığında, Gendirme yemeğni  ayakta atıştırmaya. Başlıyor.Kaşığına yemeğin belki en güzel yeri, diz kemiği takılıyor... Hiç tereddüt etmeden onu da götürüyor. Ve... kötü tesadüf tam bu sırada mutfağa kaynana giriyor. Gelin, aceleyle kemiği yutmaya çalışırken nefes borusuna takılıyor ve hemen orada yitiriyor yaşamını... Ve o tarihten sonra da bu yemeğin ismi, "gelinboğan gendime yemeği" kalıyor.

 

 

 Kayseri’nin en eski okullarından biride Nazmi Toker orta okulu idi.Şehir Merkezinde Hunat cami arkasındaki şimdiki Nazmi Toker İlköğretim okulu bu okulun yanında şimdiki Dedeman  ilköğretim okulunun yerinde Ticaret Lisesi vardı. ( eski adı ile kömürlük mektebi)yıllarca bu iki okul iç içe eğitimlerini sürdürdü daha sona bu tarihi  yıkılarak yerine Dedeman orta okulu yapıldı.Tarihi Nazmi Toker Orta okuluda ilkoka dönüştürüldü.Nazmi Toker Orta okulunun ünlü hocalarına burada okuyanlar ili bilirler

Okul Müdürü rahmetli Mustafa Dülgeroğlu   öğretmenler Suayip Yalçın, Ali Çalık, Nusret  Demir,Fuat Bektaş.Atike Susam,Nuran Demir,Hayrullah Okyay Yine Rahmetli olan Resim ve el işi dersi öğretmeni Nurten hanımı öğrenciler öğrenci psikolojisi ile öğretmenlere lakap takarlardı deli döne,Yontulmamış kereste Nazmi toker orta okulunun köşeşindeki  gazozcu köseyi tanıyan yoktur o yıllar da teneffüsü çıktıkmı soluğu kösenin yanında alırdık.tanesi 5 kuruşa üçüncü sigarası satardı. O yıllarda  üçünçü sigarısı piyasanın en kalitesiz sigarası idi ve paketi 35 kuruştu köse 7 çubuk sigara satar sermayeyi kurtarır,12 sigarayı bedavaya getirirdi orada gazoz satması bananeydi asıl kazancı öğrencilere sattığı sigaraydı burdan 5 kuruşa sigarayı alır içerdik sigara ile tanımamıza  ince zayıf küçük boylu köse sakalı bu adamının teşviki çok oldu.Hunat caminin arka yanında bir ekip kendi adamlarında oluşan  kişilerle açık artıma yaparlardı çeşitli yerlerde topladıkları ikinci el malları buraya getirirler kendi adamları ile  açık artırmaya başlarlar 5 liradan başlayan açık artırma yavaş yavaş 20 liraya  kadar yükselmeye başlarlar gözüne kestirdikleri köylü vatandaş 1 lira artırırsa 26 lira dedi i yandı.ihaleyi onun üzerine bırakırlar kazandıkları parayla akşam dertalan meyhanesinde  yerler ertesi gün aynı işe devam ederlerdi.Nazmi Toker ortaokulunun karşısında sebze ve meyve hali vardı tam köşe itfaiye müdürlüğü vardı belediye bandosuda buranın ikinci katındaydı onların çaldığı melodileri dinlemek ayrı bir zevkti.

 

      O dönemlerde  trafik ışıkları yoktu Önemli kavşakların tam ortasına trafik polisi geçen ağzında düdüğü ile trafiği yönlendirirdi. Trafik polislerinin en lüks devriye araçları tosbağa tipi  wolkswagen  taksilerdi.O zamanlar belediye otobüsleri Austin marka  idi şimdiki gibi araçlara önden binilmezdi.arkadan binilir önden inilirdi arka kapının hemen yanında biletçi oturur araça binenlere bilet keserdi.talebe 35 kuruş tam bilet 70 kuruştu.Erkekler İspanyol paça pantolon  giyer,maksi palto pardüsüler popülerdi.saçlar uzun favoriler uzundu.Çöpler at arabaları ile toplanırdı.eskiden sadece bir taksi durağı vardı meydanın kale duvarlarına yakın yerdeki  ERCİYES taksi durağı  buradaki  amerikan malı Savrole marka  imrenerek bakardık. Fakirin bineceği araç ise faytonlardı faytonlar geçmeyin onlarında belirli yerde durakları vardı

Kayseri Lİisesinin yanındak Şiremenli Caddesinin başı,Düvenönü gibi yerlerde  şimdiki taksi durakları gibi arka arkaya dururlardı her faytoncu müşteri çekebilmek için faytonunu süsler ayna takardı.

 

KAYSERİ LİSESİ

 

KAYSERİ LİSESİ MARŞI

 

Kayseri Lisesi'nin Nura koşan gençleri

Güzel anadoluya güneşler taşıyacak

Bu mefkure oldukça azmimizin rehberi

Cehalet Boğulacak ilm-ü fen yaşayacak

 

               Güçlüyüz kuvvetliyiz,imanlıyız hepimiz
                   Yaşasın genç Türkiye, yaşasın mektebimiz

 

Asrımızda teceddüt namına her ne varsa

Biz ona varacağız bir hamlede bir hızda

Hangi bir mani bizi bu yolda karşılarsa

And içtik yıkacağız milli irfanımızla

                                          Güçlüyüz kuvvetliyiz,imanlıyız hepimiz

                                  Yaşasın genç Türkiye, yaşasın mektebimiz
 
                                                                       Faruk Nafiz Çamlıbel

 

                                                                                  

Başarılı bir eğitim yuvası olan Kayseri Lisesi'nden pekçok ünlü işadamı, sanatçı, bilim adamı, edebiyatçı ve siyaset adamı çıktı. 11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve kardeşi Korkut Özal'ın yanısıra Prof. Turhan Feyzioğlu, Osman Bölükbaşı, Saadettin Bilgiç, Halil Özsoy, M. Bahattin Yücel, Mehmet Yazar, Tarhan Erdem, Eşber Yağmurdereli, Yekta Güngör Özden, Prof. Adem Baştürk, Prof. Fuat Yavuz, Prof. Mehmet Emin Tuna, Prof. Feyzi Feyzioğlu, Prof. Ahmet Canbaş, Prof. Hanifi Özcan, Dr. Ziya Özel gibi isimler de çıktı. Edebiyat ve müzik dünyasından Cevdet Kudret, Behçet Kemal Çağlar ve Emel Sayın da Kayseri Lisesi'nin sıralarından yetişen isimler arasında yer alıyorlar.

 

 

 

 

Bağlarımın eski halini özlüyorum. Eski dediysem öyle on beş yirmi

 

 



devamı ..

yorum ( 0 )
15.01.2008 16:19:56
Kategori: Kayseri'nin tarihçesi


 Haberler

En Son Eklen.

Diğer Siteler

    Arkadaşlarım

Sayaç

1475