KAYSERİ / Kayseri'nin tarihçesi / KAYSERİ
|
KAYSERİ
Kayseri’de aileden sonraki sosyal basamak mahalle idi. Herkesin birbirini iyi tanıdığı bir mahallede büyüdüm Bizim mahallede herkes lakabıyla anılırdı. Mahallenin kadınlarına teyze, ame, yenge, amca ,dayı bizden büyüklere abla, abi denirdi. Doğum,düğün gibi tatlı olaylar, hastalık,ölüm gibi açılan birlikte paylaşılırdı. Mahallenin ağabeyleri mahallenin namusunu koruma ve kollamakla görevli idiler.Mahalle kızlarının peşlerine başka mahalle erkeklerini takıp getirmeleri ayıp ve yasaktı.Bu işe kalkışan yabancı mahalle delikanlılarının icabına bu ekip bakardı. Komşu mahalle delikanlıları kurallara uymak şartıyla bir mahalleden diğerine geçebilirlerdi. Mahalleden çıkacak gelin konvoylarının yolunu kesip bahşiş almak bu ekibin işiydi. Mahalle kadınlarının ilk işi sabah kalktıklarında sokak kapılarını çalı süpürgesi ile süpürmekti. Cingi taşlarının arası oyuluncaya kadar süpürülürdü. Çünkü o evin kadınının temizliği bununla ölçülürdü. Ev kadınları pek para kullanmazlardı. Mahalleye gelen satıcılara eski elbiseler vererek çamaşır leğeni naylon kovalarla takas ederlerdi. Mahalle canlı bir olgu idi Her canlı gibi yaşardı.Büyüyen nesil evlendirilir veya askere gönderilir.Yerine yeni nesil nöbeti teslim alırdı. Mahallenin değişmez unsurları vardı mahalle bekçisi ,fırını ve çeşmesi ile bir bütündü. Mahallenin çocukları birbirlerini çok severlerdi.kavga etseler bile kin tutmazlardı.okula birlikte giderler her gün kendilerine yeni dünya kurarlardı.birlikte teksas, tomkis,redkit okurlar,birlikte çelik çomak ve top oynarlardı. Yıllar geçtikçe bu birliktelikler kollama ve koruma duyguları yok oldu.Birim aracı olan para bir anda harcama vasıtası oldu.Şehirlerdeki hızlı gelişim Sanayi hamlesi köylerden göçler yeni yeni türeyen zenginler yaşam tarzındaki tezatlar önce eşitliği sonrada saygı ve sevgiyi manevi değerleri yok etti.Daha sonra işsizlik,köşeyi dönme adamını bulma,malı götürme hayatın yenilgisi,çaresizlik mahalle yaşamını yok etti. Şehrimiz eski mahallelerimiz kasırga misali rüzgarlar karşısında dayanamıyor, parkları meydanları sokak ve caddeleriyle sıkıcı ve sıradan bir ortak zevksizliğin bayağılaştırdığı bir tekdüzelik örneğine dönüşmeye başladı. Şehirleri birbirinden farklı kılan, ayıran bu ayrılıklardan güzellikler çıkaran ayrıntılar birer birer yok oluyor. Kayseri’nin kendini ele vermeyen gizemli ve insanları kendine bağlayan bir yanı vardır.Bu Kayseri’nin ruhudur.Kayseri’nin bu özelliğini yalayabilen insanlar için bu şehir şehir olmaktan çıkar.Ve bir sevgili mertebesine yükselir.Erciyes’e sırtını dayamış Kayseri’nin kokusudur bu bizi bu şehre bağlayanda bu kokudur.Çocukluğumun gençliğimin geçtiği,dar sokaklarında yürüdüğüm hunat mahallesinin kısa zamanda dozerlerle yok yok edildiğine şahit oldum.Güllük ,Hunat, Çandır mahallesinin kendi gitti adı kaldı.Mahalle olgusu kültürümüzün en önemli yanını temsil eder. Bu gün bile Kayseri’nin yerlisiyim diyenler kendi aralarında hangi mahalledensin diye sormaya devem ediyorlar.bu soruya cevap verilen mahalleler birer isimden ibaret.Dolayısıyla genç nesil için hangi mahalledensin sorusu hiçbir şey ifade etmiyor.Edemiyor.Çünkü şehrin eski mahalleleri apartman özentisine ,arsa rant getirisi uğruna çoktan feda edildi.Şu anda geçmişi özlüyoruz.Çünkü o geçmişte elimize her şey geçmiyordu.geçeninde kıymetini biliyorduk.Teknoloji yoktu insan daha fazla içindeydi her şeyin sık sık kıyafet değiştirmek zengin işiydi. Orda direk çocuklar yeni giysiler için bayramı beklemek zorundaydı. Elime her şey geçtikce geçmise özlemim arttı.Geçmisin daha güzel olduğuna dair tartışılmaz bir fikir birliği oluştu.Geçmişi özlüyoruz çünkü çok çabuk tüketilmeyen bir şeyler olsun istiyoruz.hayatımızda.Geçmişi özlüyoruz,çünkü özlemi seviyoruz birazda. Kayseri, insanının kokusuyla birbirine karışmış içinde yaşarken fark edemediğimiz kokudur.Ne zaman ki ayrıldınız gurbet ele gittiniz burnunuzda tütmeye başlar ,en önemsiz ayrıntıları bile hatırlarsınız. İçinde bulamadığınız güzellikleri dışarıda aramayınız derler ya Yaşadığınız her şehir içinde yeterince güzellikler bulabileceğiniz şehirdir.Yeter ki yaşadığımız şehri sevelim. Kimi zaman da bir sebebi olmadan severiz şehirleri ;bilmediğimiz,izah edemeyeceğimiz gönül bağları oluşur onlarla aramızda bütün sevdiklerimizi bir şehir barındırıyorsa o şehrin havasını teneffüs edip suyunu içiyorsanız bazı şeyleri bu şehir insanları ile paylaşıyorsanız bu şehri sevdiklerinizin arasına koymalısınız. Mahalle olgusu aslında şehir kültürümüzün önemli bir parçasıydı şu anda bile Kayseri’nin yerlisiyim diyenler kendi aralarında hangi mahalledensin diye sormaya devam ediyorlar. Kayseri’de yetişen genç nesil için hangi mahalledensin sorusu bir şey ifade etmiyor. Kayseri’nin eski mahalleri kısa bir sürede rant uğruna dozerlerle kepçelerle yok edildi.. Doğup büyüdüğüm Hunat mahallesinden geriye bir tek Kalem Kırdı cami kaldı..o da bakımsızlıkta harap durumda. Çoçukluğumda Cumhuriyet meydanına yaz aylarında ikindi vakti Erciyes ten kamyonlarla kar gelirdi, evi yakın olanlar ellerinde tepsilerle gelip kar alırlardı.Kar satan kişi elinde testere ile kaç liralık istersen kesip verirdi.Yaz aylarında kahveciler sattıkları limonataların içine bu kardan koyarak müşterilerine verirlerdi. Sırtlarında bakır güğümlerle limonata satan kişilerden limonata içmek ayrı bir zevkti.3 tekerlekli arabaları ile dondurma satılırdı buna kaymak denirdi Pekmezin içine kar koyup helva gibi yenirdi. KAYSERİ EVLERİ Evin içinde yüklük denilen yatak,yorgan gibi malzemelerin yerleştirildiği duvar içindeki oyuklar yer alırdı. Yerden yarım metre yükseklikte yapılmış taş veya tahtadan sedirler odaya ayrı bir hava verirdi.evin önünde boş alana havlu veya hayat denirdi. Evle hayat birbirinden ayrılmaz parçaydı. Kadınlar zamanlarının çoğunu burada geçirirlerdi.Mahallede kimin fakir kimin zengin olduğu dışarıdan belli olmazdı bu ayırım ancak evin içine girildiğinde belli olurdu.Geçmişin insani duyguları ,komşuluk,dostluk ilişkileri yerini ticarileşen ilişkilere bıraktı.Eskiden evde ne pişerse bir tabağa konur.kokmuştur denilerek komşuya götürülürdü.Komşularda tabakları boş göndermezler kendilerinin pişirdiği başka bir yemeği tabağa kor öyle getirirlerdi.Uzun kış ve yaz gecelerinde komşular bir araya toplanır tatlı sohbetler ederlerdi.Çocuklarda sokaklarda koşturup dururlardı..Kadınlar birbirlerine sabah kahvesi içmeye giderler aslında kahve içmek değildi amaçları öğrenmek istediklerini kahve falıyla öğrenirler dedi kodu yaparlardı.ertesi gün bütün mahalle kimi ayakkabı kime eşarp,kime manto alınacağını bilirdi.Şimdi aynı mahalleyi,aynı apartmanı paylaşanlar,bu geçmişteki güzelliği paylaşamıyor.Koşullar değişti,yaşam acımasızlaştı.Komşu komşuyu tanımaz oldu.Yaşam çok kısa tıpkı bir rüya gibi gelip geçici bir şey bu kısacık yaşamda sevmek çıkardan ticari ilişkiden daha önemli.Bu varsanız yarın yoksunuz.eskiden evlerde çeşme bulunmazdı. Mahalle çeşmesinden evlere gügümlerle,kovalarla su taşınırdı.evlerde bakır kapaklılar, kazanlar,tabaklar bulunurdu.Bakır kapta yapılan yemeklerin lezzeti ise başkaydı.Kuru fasulye, pilav ve patlıcanın tadına doyum olmazdı. RADYO GÜNLERİ 1960 Yılında Ağa marka radyomuz vardı.Net çeksin diye antenini dama kurmuştuk.Uzun Dalga,Kısa dalga,Orta dalga kanalları vardı.Açma kapama düğmesi önünde gösterge paneli ve lambası görünürdü göstergenin üzerinde rakamlar ve istasyon adları yazardı.Radyonun üst bölümünde de hoparlör bulunurdu.O yıllarda her evde elektrik bulunmazdı bu radyolar transistörlü idi.4 pille çalışırdı. Akşam oldu mu “Radyolu saatler başlardı.” ailenin tek eğlence kaynağı radyo idi.Akşamları saat Radyo günleri çoğunlukla Türkiye Radyoları birinci kanalı ile sınırlıydı.Akşamları Moskova radyosu da Türkçe yayın yapardı.Dinleyici istekleri programı o yılların en popüler programı idi.Bu programda o yılların en popüler sanatçıları Nida Tüfekçi,Neriman Altındağ Tüfekçi Ahmet Gazi Ayhan Yıldız Ayhan Muazzez Turinğ ve Mustafa Gece yatmaz yurdun her yöresinden türküler okurlardı. ESKİ BAYRAMLAR Zaman öyle telaşlarla doludizgin çekip gidiyor.Aynanın karşısına geçip bakmasak, bize uğradığını fark etmeyeceğiz.köprünün altından geçen suları ve saçlarımıza düşen akları görmeyeceğiz..Zamanla akıp giden başka şeylerimizde var.Bayramlarımız insan geçmise güzellikleri görmek için bakar.Artık eski bayramlar yok,Çünkü eski aile yapıları,eski kentler,eski mahalleler,eski değerler yok.Bayramlardan söz açılınca hemen eski bayramlar hatırlanır.Büyükler “ Bizim zamanımızda “ diyerek söze başlarlar eski bayramların güzelliklerini ve çocukluk hatıralarını anlatmakla bitiremezler.Yeni elbiseler ,cici ayakkabılar,bayram harçlıkları akide ve sormuk şekerleri eski hatıraların damakta kalan tadı olarak gençlere anlatılır.Eskiden önemli günlerde ve bayramlarda kullanılan kartlar vardı.çeşit çeşit kartların her biri ayrı bir duyguyu ifade ederdi.Bu kartlar bayramdan önce postaya verilirdi. Postacılar günlerce bu kartları çantalarında kor mahalle mahalle dolaşarak sahiplerine dağıtırlardı. Bu gün postacılar bu dertten kurtuldular SMS’ ler elektronik posta kartları bu geleneği de yok etti. Eskiden bayramlar birlik ve beraberliği güçlendiren pekiştiren,dayanışma ve paylaşma duygularını artıran günlerdi.Bayram çoşkusu önemli bir yere sahipti.Bayram sabahı erkenden kalkılırdı aile büyükleri ile camiye gidilir.Cami dönüşü hazırlanan sofrada mutlaka yahni ile pilav bulunurdu. Cumhuriyet İlk Okulu Meydanla Düvenönü arasında Surların yanında tek katlı yonu taşlarından yapılmış beş sınıflı Şirin bir ilk okuldu Dilaverpaşa,Yalman ve Yenice İsmail Mahallelerinde oturan çocukların çoğu bu okula devam ederlerdi.(Bu mahalleler Almer otelinin arka tarafında Düvenönün kadar uzanan eski Kayseri mahalleleri adları sadece nüfus kütüklerinde kaldı)Sınıflarımızda Soba yanardı teneffüs aralarında hizmetliler sobalara odun atar sınıfın soğumamasını sağlardı.okullarda eskiden kantinler yoktu.hizmetliler simit satarlardı.her kez parasına göre simit alırdı tam simit 5 kuruş yarım simit 2,5 kuruş (yüz para) ben param olduğunda genellikle yarım simit alırdım.o zamanlar cumartesi günleri de yarım gün okul vardı.okul tatil oldumu mahalledeki çocuklarla birlikte gazete veya simit satmaya gider 50 kuruşa yakın Para kazanırdık kazandığımız paranın 5 kuruşuna mutlaka bir kıranardı gazozu içerdik.Kıranardı gazozunu Kayserili bir kimyager üretiyordu.eskiden buzdolabı olmadığından Gazozlar fıçıların içine yerleştirilir üzerine Erciyes’ten gelen kar veya Meydanda Gazezoğlu tarafından sanayide üretilen buzlar kalıp halinde alınır ve gazozların içine yerleştirilirdi.Satıcılar gazozlarını satarlarken soğuk olduğunu belirtirken Gazoz buz,otuz iki dişine keman çaldırıyor nidalarıyla satmaya çalışırlardı.Şimdiki Kurşunlu camiinin yanındaki parkın adı Mimar Sinan parkı idi Parkın etrafı demir ve dikenli tellerle çevrili idi.camiye yakın olan yer aile parkı idi buraya ailelerden başkası giremezdi,tBekar vatandaşlar girdiği zaman park bekçileri onları buradan çıkarırdı.diğer taraf ise bekarlara aitti. Parkın meydan tarafı çıkışında etrafı merdivenli Atatürk anıtı vardı bu anıt daha sonra kaldırıldı.yerine Atatürk’ün başka bir anıtı konuldu eli kılıçlı modern tarzda yapıldığı söylenen bu anıt halk tarafından beğenilmedi ve Şimdi büyük şehir belediyesinin önünde duran Atatürk anıtı konuldu. Kayseri’de eskiden Cumhuriyet Meydanı ile Vilayet arası geniş meydan olduğu için ra halk buraya Seray’ın önü derdi.Meydanda bulunan bürüngüz camisinin yerinde eskiden iki katlı bir binalar vardı bu binaların birinde Nuh Naci Yazgan Eczanesi onun bodurum katında Çukur kitap evi vardı.yan tarafında beyaz eşya satan magza onun yanında saçcıoğlunun manavı üst katlarda foto Paris,kardeşler lokantası bulunuyordu .Yan taraf binaların zemin katında Zümrüt pastanesi,onun yanında kayseri’de ilk francalı somun ekmeği üreten şihaslan fırını bulunuyordu.Meydandan düvenönü tarafına doğru gidildiğinde Camlıköşk kırathanesi,onun altında Gazezoğlu’nun tüp bayi ve buz şatış yeri vardı..onun yanındaki binada üst katında Zafer oteli ve altında İstanbul Bakkaliyesi vardı KAYSERİ EVLERİ Evin içinde yüklük denilen yatak,yorgan gibi malzemelerin yerleştirildiği duvar içindeki oyuklar yer alırdı. Yerden yarım metre yükseklikte yapılmış taş veya tahtadan sedirler odaya ayrı bir hava verirdi.evin önünde boş alana havlu veya hayat denirdi. Evle hayat birbirinden ayrılmaz parçaydı. Kadınlar zamanlarının çoğunu burada geçirirlerdi.Mahallede kimin fakir kimin zengin olduğu dışarıdan belli olmazdı bu ayırım ancak evin içine girildiğinde belli olurdu.Geçmişin insani duyguları ,komşuluk,dostluk ilişkileri yerini ticarileşen ilişkilere bıraktı.Eskiden evde ne pişerse bir tabağa konur.kokmuştur denilerek komşuya götürülürdü.Komşularda tabakları boş göndermezler kendilerinin pişirdiği başka bir yemeği tabağa kor öyle getirirlerdi.Uzun kış ve yaz gecelerinde komşular bir araya toplanır tatlı sohbetler ederlerdi.Çocuklarda sokaklarda koşturup dururlardı..Kadınlar birbirlerine sabah kahvesi içmeye giderler aslında kahve içmek değildi amaçları öğrenmek istediklerini kahve falıyla öğrenirler dedi kodu yaparlardı.ertesi gün bütün mahalle kimi ayakkabı kime eşarp,kime manto alınacağını bilirdi.Şimdi aynı mahalleyi,aynı apartmanı paylaşanlar,bu geçmişteki güzelliği paylaşamıyor.Koşullar değişti,yaşam acımasızlaştı.Komşu komşuyu tanımaz oldu.Yaşam çok kısa tıpkı bir rüya gibi gelip geçici bir şey bu kısacık yaşamda sevmek çıkardan ticari ilişkiden daha önemli.Bu varsanız yarın yoksunuz.eskiden evlerde çeşme bulunmazdı. Mahalle çeşmesinden evlere gügümlerle,kovalarla su taşınırdı.evlerde bakır kapaklılar, kazanlar,tabaklar bulunurdu.Bakır kapta yapılan yemeklerin lezzeti ise başkaydı.Kuru fasulye, pilav ve patlıcanın tadına doyum olmazdı. Bizim Kayseri'de Eskiden Kayseri de sığırın ön ayaklarının diz kısmını üzerinde yer alan eti ile birlikte kuruturlar. Yani, eti pastırma yaparak saklamanın yanı sıra, bir de böyle bir yöntem vardı.Kayseri’de küp içerisinde yarma ile yemek pişirmek adeti vardı.Küp içerisine konulan gendime denilen kabuğu soyulmuş buğday, kurutulmuş diz kemiği ile yeterli miktarda su ile sabahtan ateşe gömlüyor. Ve akşama kadar yavaş yavaş pişerek, akşam yemeği için hazır oluyor. Eskiden,genelilikle gelin ile kaynana aynı evde otururdu gelinin, kaynananın izni olmadan herhangi bir şey yemesi söz konusu değil. gelinin biri, kaynanasının evde olmadığında, Gendirme yemeğni ayakta atıştırmaya. Başlıyor.Kaşığına yemeğin belki en güzel yeri, diz kemiği takılıyor... Hiç tereddüt etmeden onu da götürüyor. Ve... kötü tesadüf tam bu sırada mutfağa kaynana giriyor. Gelin, aceleyle kemiği yutmaya çalışırken nefes borusuna takılıyor ve hemen orada yitiriyor yaşamını... Ve o tarihten sonra da bu yemeğin ismi, "gelinboğan gendime yemeği" kalıyor. Kayseri’nin en eski okullarından biride Nazmi Toker orta okulu idi.Şehir Merkezinde Hunat cami arkasındaki şimdiki Nazmi Toker İlköğretim okulu bu okulun yanında şimdiki Dedeman ilköğretim okulunun yerinde Ticaret Lisesi vardı. ( eski adı ile kömürlük mektebi)yıllarca bu iki okul iç içe eğitimlerini sürdürdü daha sona bu tarihi yıkılarak yerine Dedeman orta okulu yapıldı.Tarihi Nazmi Toker Orta okuluda ilkoka dönüştürüldü.Nazmi Toker Orta okulunun ünlü hocalarına burada okuyanlar ili bilirler Okul Müdürü rahmetli Mustafa Dülgeroğlu öğretmenler Suayip Yalçın, Ali Çalık, Nusret Demir,Fuat Bektaş.Atike Susam,Nuran Demir,Hayrullah Okyay Yine Rahmetli olan Resim ve el işi dersi öğretmeni Nurten hanımı öğrenciler öğrenci psikolojisi ile öğretmenlere lakap takarlardı deli döne,Yontulmamış kereste Nazmi toker orta okulunun köşeşindeki gazozcu köseyi tanıyan yoktur o yıllar da teneffüsü çıktıkmı soluğu kösenin yanında alırdık.tanesi 5 kuruşa üçüncü sigarası satardı. O yıllarda üçünçü sigarısı piyasanın en kalitesiz sigarası idi ve paketi 35 kuruştu köse 7 çubuk sigara satar sermayeyi kurtarır,12 sigarayı bedavaya getirirdi orada gazoz satması bananeydi asıl kazancı öğrencilere sattığı sigaraydı burdan 5 kuruşa sigarayı alır içerdik sigara ile tanımamıza ince zayıf küçük boylu köse sakalı bu adamının teşviki çok oldu.Hunat caminin arka yanında bir ekip kendi adamlarında oluşan kişilerle açık artıma yaparlardı çeşitli yerlerde topladıkları ikinci el malları buraya getirirler kendi adamları ile açık artırmaya başlarlar 5 liradan başlayan açık artırma yavaş yavaş 20 liraya kadar yükselmeye başlarlar gözüne kestirdikleri köylü vatandaş 1 lira artırırsa 26 lira dedi i yandı.ihaleyi onun üzerine bırakırlar kazandıkları parayla akşam dertalan meyhanesinde yerler ertesi gün aynı işe devam ederlerdi.Nazmi Toker ortaokulunun karşısında sebze ve meyve hali vardı tam köşe itfaiye müdürlüğü vardı belediye bandosuda buranın ikinci katındaydı onların çaldığı melodileri dinlemek ayrı bir zevkti. O dönemlerde trafik ışıkları yoktu Önemli kavşakların tam ortasına trafik polisi geçen ağzında düdüğü ile trafiği yönlendirirdi. Trafik polislerinin en lüks devriye araçları tosbağa tipi wolkswagen taksilerdi.O zamanlar belediye otobüsleri Austin marka idi şimdiki gibi araçlara önden binilmezdi.arkadan binilir önden inilirdi arka kapının hemen yanında biletçi oturur araça binenlere bilet keserdi.talebe 35 kuruş tam bilet 70 kuruştu.Erkekler İspanyol paça pantolon giyer,maksi palto pardüsüler popülerdi.saçlar uzun favoriler uzundu.Çöpler at arabaları ile toplanırdı.eskiden sadece bir taksi durağı vardı meydanın kale duvarlarına yakın yerdeki ERCİYES taksi durağı buradaki amerikan malı Savrole marka imrenerek bakardık. Fakirin bineceği araç ise faytonlardı faytonlar geçmeyin onlarında belirli yerde durakları vardı Kayseri Lİisesinin yanındak Şiremenli Caddesinin başı,Düvenönü gibi yerlerde şimdiki taksi durakları gibi arka arkaya dururlardı her faytoncu müşteri çekebilmek için faytonunu süsler ayna takardı. KAYSERİ LİSESİ KAYSERİ LİSESİ MARŞI Kayseri Lisesi'nin Nura koşan gençleri Güzel anadoluya güneşler taşıyacak Bu mefkure oldukça azmimizin rehberi Cehalet Boğulacak ilm-ü fen yaşayacak Güçlüyüz kuvvetliyiz,imanlıyız hepimiz Yaşasın genç Türkiye, yaşasın mektebimiz Asrımızda teceddüt namına her ne varsa Biz ona varacağız bir hamlede bir hızda Hangi bir mani bizi bu yolda karşılarsa And içtik yıkacağız milli irfanımızla Güçlüyüz kuvvetliyiz,imanlıyız hepimiz Yaşasın genç Türkiye, yaşasın mektebimizFaruk Nafiz Çamlıbel Başarılı bir eğitim yuvası olan Kayseri Lisesi'nden pekçok ünlü işadamı, sanatçı, bilim adamı, edebiyatçı ve siyaset adamı çıktı. 11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve kardeşi Korkut Özal'ın yanısıra Prof. Turhan Feyzioğlu, Osman Bölükbaşı, Saadettin Bilgiç, Halil Özsoy, M. Bahattin Yücel, Mehmet Yazar, Tarhan Erdem, Eşber Yağmurdereli, Yekta Güngör Özden, Prof. Adem Baştürk, Prof. Fuat Yavuz, Prof. Mehmet Emin Tuna, Prof. Feyzi Feyzioğlu, Prof. Ahmet Canbaş, Prof. Hanifi Özcan, Dr. Ziya Özel gibi isimler de çıktı. Edebiyat ve müzik dünyasından Cevdet Kudret, Behçet Kemal Çağlar ve Emel Sayın da Kayseri Lisesi'nin sıralarından yetişen isimler arasında yer alıyorlar. Bağlarımın eski halini özlüyorum. Eski dediysem öyle on beş yirmi
Yorumlar
|
||||||||
