Yılmaz ERDOĞAN

Yer ile yaksan ıslak saçlı kem gözlü Kavim göçlerinden bu yana ağlayan Ve durmadan cep kanyağı yakıcılığında ezgiler Çalan çaldıran yakalatan Adı bende gizli bir kadındı İstanbul Şehre bir yağmur yağdı Ben ağladım Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizans tan Oyun dolan yoktu gözlerde yalnızca ses Verilmiş sözler birdi edilen yeminler sıfır Eşyalar alındı yerinden fotoğraflar söküldü yerinden Bir aşkın izlerini yok edecek Bir başka aşk sipariş edildi yeniden Bir şehre yağmur yağdı Ben ağladım
Kim daha çok yalan söylüyordu çay bardaklarında Hangisi yalandı demli öpücüklerin Ve bu uğurda yitirilen kimin adıydı Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu Soyulur muydu kabuğu hayatın yoksa Tüm vitamini kabuğunda mıydı? Yağmur şehre bir yağdı Ben ağladım
Ben giderken en çok seni götürdüm Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası Ben sevmeyi beceremedim beklide sevmeyi, Benim sevmeye engel acil acılarım vardı… Ben yağmur yağdım Bir şehre ağladı Ben şehre ağladım Bir yağmur yağdı Ben bir ağladım Şehre yağmur yağdı Ben Yağmur Ağladım
YILMAZ ERDOĞAN

Herşey yapılabilir Bir beyaz kağıtla Uçak örneğin, uçurtma mesela. Altına konulabilir Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için Sallanan bir masanın. Veya şiir yazılabilir Süresi ötekilerden kısa Bir ömür üzerine.. Bir beyaz kağıda Herşey yazılabilir, Senin dışında.. Güzelliğine benzetme bulmak zor, Sen iyisimi sana benzemeye çalışan Herşeyden: Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor. Belki tabiattadır çaresi Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin.. Ve benim Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim.. Anlarım bitkiden filan Ama anlatamam Toprağın güneşle konuşmasını Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla Sen bana ışık ver yeter Bende filiz çok.. Köklerim içimde gizlidir Gelen giden, açan soran, bere budak yok Bir şiir istersin "içinde benzetmeler" olan Kusura bakma sevgilim Heybemde sana benzeyecek kadar Güzel birşey yok Uzun bir yoldan gelen Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum Yaralı yarasız sevdalardan geçtim Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu Herşeyi anlattım.. Olan olmayan, acıtan sancıtan.. Bilsem ki sana varmak içindi Bütün mola sancıları Bütün stabilize arkadaşlıklar Daha hızlı koşardım Severadım gelirdim Gözlerinin mercan maviliğine.. Sana bakmak Suya bakmaktır.. Sana bakmak Bir mucizeyi anlamaktır.. Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır Aşk sorgusunda şahanem Yalnız kelepçeler sanıktır Ne yazsam olmuyor Çünkü bilenler hatırlar.. Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar Bahçıvan değil tüccarlardır Sen öyle göz, Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı Sen teninde cennet kayganlığı iken, Sana şiir yazmak ahmaklıktır.. Bir tek söz kalır Dişlerimin arasından Ben sana gülüm derim Gülün ömrü uzamaya başlar Verdiğim bütün sözler Sende kalsın isterim Ben sana gülüm derim Gül sana benzediği için ölümsüz.. Yazdığım bütün şiirler Sana başlayan bir kitap için önsöz Sana bakmak Bir beyaz kağıda bakmaktır. Her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır.. gördüğün suretten utanmak.. sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır.. sana bakmak ALLAH’a inanmaktır.
Yılmaz ERDOĞAN

Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde El tutmak yol açıyor diye hesapsız Susmalara kaldırdık tüm tutuşmaları Yasak kelime oyunu yapmak Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok Tomurcuklanmak günah Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün art arda uyumamak Kimse ölmesin diye Kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak Güneşi ayı ve hatta hiç bir tabiat olayı Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya Ne deniyorsa onu atacak kalp Ve süresi 24 saate çıkarılacak meskun mahallerde ağlamanın Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım Ya sen bana fazla geldin Ya ben sana az kaldım Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur Yılmaz ERDOĞAN

Berfinim, içimin güler yüzü, yaşanılası iklimim hoşgeldin. (adımın çapraz yazılması kimin umrunda... denize düşen yılana öykünür biraz da...) bir aralık sızıverdin işte ömrümüzün en gevrek zamanı... çıt diyor kırılıyoruz, öfke kadar saydamız o zamanlar ve kırılgan bıçak kadar! kızım demeyi öğrettiğin için o tanrısal kokun ve gülüşündeki baban için ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk yarım yamalak aşk kırıntıları tabakta bırakılmış, yazık atılacak bir sevda haritası, hatta el değmemiş delilikler istiyorduk... çocuktuk daha büyümeye direniyorduk, iş toplantılarında lolipop zamanlar düşlüyorduk ama sızıverdin işte... bir avuç yeşil gevrek rokaydık, mayışmamıza bir limon yetecekti... biz garsonu bekliyorduk, sen çıkageldin... hoşgeldin berfinim... kızım kızgınlığım... bilmiyorduk daha, objektiflerin objektif olmadığını, ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı, meğer doyurmak çok zormuş içimizdeki hayvanı... habersiz geldin, kusura bakma ortalık biraz dağınıktı... şimdi hemen toparlarız sanıyorduk, olmamıştık daha... işin zor kızım, hem büyüyecek hem bizi büyüteceksin... baban mı var, derdin var kızım... hoşgeldin kızım, içimin gülen yüzü, hoşgeldin...
Yılmaz ERDOĞAN
büyüdükçe, sentetik zamanlara kangren ayaklar bastım, izi kaldı ömrümün...
kara çaldılar yüzüme bütün kara parçalarında elbette afrika dahil parça başı çalışan kiralık katildi zaman
gülüşüm sivas yangını ağlarsam kızma. ölmek bile yakışıyor bazı adama.
Yılmaz ERDOĞAN

İHTİMAL
soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim. ilkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman özlemeye başladım herkesi... ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra.. bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı... bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık.. ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla... kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle... ağbilerimizden öğrendik, 's' harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi.. Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri. oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben. disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim.. sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak.. ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu.. ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri. oysa hiç kurşun yaram olmadı benim ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.
ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum muş ovasının yalancı maviliğini otobüs oluyordum bir süre yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde otobüs oluyordum bir ülkeden bir iç ülkeye çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum. Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin korkuyordum sonra iniyordum otobüsten çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum. çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda.. soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!
Yılmaz ERDOĞAN

SANA BAKMAK
her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin içinde benzetmeler olan kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak ALLAH’a inanmaktır
Yılmaz ERDOĞAN

devamı ..
|
yorum ( 0 ) |
07.05.2008 16:54:43 |
| Kategori: AŞK |
|