fıkralar-18-

Neden Bir rahip bir gün ölür. Cennetin kapısına gidip görevlilere, “Bir isteğim var. Meryem Ana’ya bir soru sorayım, sonra nereye olursa olsun gideyim.” der. İzin verilir. Rahip, Meryem Ana’ya “Dünyanın her yerindeki İsa ile olan ikonlarınızı gördüm. Yüzünüzde hep bir efkar vardı. Neden?” diye sorar. Meryem Ana cevap verir: “Ben bir kız bekliyordum!..”
Fiyat Yaşlı kadın senelerdir aynı köşede durup, çiçek satmış. Civardaki bir şirkette çalışan genç adam her öğlen yaşlı kadının tezgahının önüne gider, hiç konuşmadan bir demet çiçek için gereken parayı verir ancak çiçeği almadan gidermiş. Bu böyle yaklaşık iki sene devam etmiş. İki sene sonra bir öğlen yine adam kadının yanına gitmiş, konuşmadan bir demet çiçeğin parasını vermiş, tam gidecekken, yaşlı kadın konuşmaya başlamış; “Bayım, siz çok iyi ve düzenli bir müşterimsiniz ancak bu para yeterli değil. Çiçeğe zam geldi.”
Yıldönümü Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine verilen bir yemeğe davetliydi. Onuruna bir konuşma yapması için kasabanın ileri gelenlerinden bir politikacı seçilmişti. Aynı zamanda bir kongre üyesi olan politikacı trafik nedeniyle yemeğe geç kalmıştı. Herkes sıkıntıyla beklerken papaz bir konuşma yaparak sessizligi dağıtmak istedi. ”Bildiginiz gibi, günah çıkarırken söylenenler asla açıklanmaz...” diye başladı papaz, “... ancak size burada duyduğum ilk itirafi anlatmak istiyorum. Tabi kim olduğu hakkında bir ipucu vermeyeceğim, ama bu kasaba hakkındaki ilk izlenimlerimi anlatmak için bahsetmek istiyorum. 25 yıl önce buraya ilk geldiğimde bana günah çıkarmak için gelen ilk kişi yüzünden buranın korkunç bir yer olduğunu düşünmüştüm. Bu kişi bana bir TV çaldığını, yolda onu durduran polisi öldürdüğünü, zimmetine para geçirdiğini ve patronunun karısıyla ilişkisi olduğunu itiraf etmişti. Şaşkına dönmüştüm! Fakat zaman geçtikçe onun buradaki en kötü insan olduğunu ve kasabanın geri kalanının son derece iyi, namuslu ve dürüst insanlardan oluştuğunu anladım ve burada kaldığım için çok mutluyum.” Papaz konuşmasını tam bitirmişti ki, politikacı kan ter içinde yemeğe yetişti. Herkesten özür diledi ve hemen konuşmasına başladı; ”Sevgili papazımızın buraya ilk geldiği günü hiç unutmam. Aslına bakarsanız, kendisine ilk kez günah çıkarmak şerefi de 25 yıl önce bana ait olmuştu!..”
Maya Hoca eşeği suyun kenarındaki gölgeye çekmiş, kendisi de kenara oturmuş, esrarlı sigarasını sarmış kafayı buluyor. Etrafta kimsecikler yok... Derken bir gürültü... Bir bakmış ki, çoban koyunları göle sulamaya getiriyor... "Bre aman.. Çoban sigarayı görürse felaket... Doğru zaptiyeye gider, bu herif!.." Etrafa bakmış, eşeğin yanına asılı bir bakraç yoğurt... Atmış esratrlı sigarayı suya... Almış eline bakracı... Kaşık kaşık atmaya başlamış yoğurdu göle... Çoban yanaşmış hocaya; - Hayrola hocam, göl kenarında tek başına ne yapıyorsun bu saatte böyle bakalım? - Görmüyor musun? Göle maya çalıyorum!.. - Atma hocam!.. Göle maya tutar mı?.. - Ya tutarsa!.. - Haaa!.. demiş çoban.. Almış sürüsünü gitmiş.. Hocayı da almış bir düşünce; -Bu geveze şimdi bunu önüne gelene anlatır!..
Konvoy Temel İstanbul'a gittiğinde yüzlerce otomobillik bir konvoyun kendisini karşıladığını söylemiş. Arkadaşları "Hadi canım, sen de!" demişler. Temel: "İsterseniz, cumhurbaşkanı ve başbakana da sorabilirsinuz. Onlar da aynı uçaktaydu!.." demiş.
Hesap Gayet şık giyinmiş adam çok pahalı bir restorana gelerek, kendisine mükellef bir ziyafet çekmiş. Hesabın çok kabaracağı çok belirginmiş. Yemeğin sonuna doğru şef garsonu çağırmış; “Çok güzel bir yemekti. Geçen sene de buna benzer bir yemek yemiştim. Ancak param olmadığı için beni döverek bir un çuvalı gibi dışarı atmıştınız.” Şef garson üzgün; “Özür dileriz bayım!..” Adam; “Ah, önemli değil. Sizi bu sene de aynı zahmete sokacağım için ben özür dilerim!..”
Ebediyen Yargıç, sanığı sorguya çekiyordu: - Demek yüzüğü çalmadın, yolda buldun. - Evet efendim, yolda buldum. İnanmazsanız, yüzüğü düşüren sahibine sorun. - Peki, sahibinin kim olduğunu biliyorsun da, yüzüğü götürüp niçin ona vermedin? - Verecektim ama... İçindeki yazıyı görünce vazgeçtim. - Ne yazıyordu yüzüğün içinde? - Efendim “ebediyen seninim” yazıyordu!..
Kraliçe Arı ahlaksız Çıkarsa..
Arıcılık yapan çiftçi, kovanlarını fırtınada kaybedince banka müdürüne gidip düzenini yeniden kurmak için 'kredi' istemiş, ve almış.. 1 ay sonra tekrar kredi isteğiyle müdürün karşısına çıkınca "Daha 1 ay önce size kredi verdik.." demiş müdür, "Ne oldu?.." "İşler kötü gitti.." demiş çiftçi, "Gittik bir 'Kraliçe Arı' aldık, Kraliçe arı ahlaksız çıktı at sineği ile kaçtı.. Bal tezek gibi kokuyor.. Ben de bu krediyi alıp kovanları yıkayacağım!..
Tabi kalabilirsin Adam işyerinde arkadaşı ile sohbet ediyormuş. - Dün gece ne olduğuna kesinlikle inanmayacaksın. - Ne oldu, anlat bilelim. - Dün gece kapı çaldı. Kapıyı açtım, şakır şakır yağmur yağıyor. Baktım ki benim eski kayınvalide kapının eşiğinde duruyor. - Sonra? - Bana; “Bir iki gün burada kalabilir miyim?” diye sordu. - Sen ne dedin? - “Tabii ki” dedikten sonra kapıyı kapattım.
Afrikalı yerli İngiliz lordu gezmek için Afrika’ya gitmiş. Niyeti en otantik, en bakir yerleri gezip dolaşmak, kara kıtayı bir turist gibi değil, bir serüven adamı gibi keşfetmek. Lordu tutup, ilkel kabilelerin yaşadığı medeniyetten uzak bir yere götürmüşler. Adam rehberi ve bir kaç muhafız ile yerli köylerini dolaşmaya başlamış. Saz kulübelerden oluşan bir köye rastlamış. Köyü dolaşmış, insanlara bakmış. Köyün öbür ucunda, açık araziye bakan bir yerde çıplak bir zenciyi kütükten bir tamtamın başında görmüş. Bakmış ki adam elindeki ağaçtan tokmağı biteviye kütüğe vuruyor. Dikilmiş başına, “Neden tamtam çalıyorsun?” diye sormuş. Yerli kütüğe vurmayı kesmeden cevap vermiş, “Köyümüz susuz kaldı. Onun için çalıyorum.” İngiliz elindeki pipoyu ağzına götürüp bir nefes çekerken, bilgiç bilgiç gülümsemiş, “Yani mevsim kurak geçti, nehirler kurudu. Su kalmadı. Sen de tamtam çalıp ruhları yardıma çağırıyorsun. Aklın sıra dua ile yağmur yağdıracaksın öyle mi?” Yerli tamtamını çalmayı sürdürürken, bilgiçlik taslayan İngiliz’e şöyle bir yan bakış fırlatmış, “Hiç alakası yok!” demiş. “Ben yandaki köyden tesisatçıyı çağırıyorum!..”
Domates Tiyatroda bir seyirci yanındakine sorar: “Deminden beri sahneye devamlı domates atıyordunuz. Şimdi de perde kapanınca alkışlamaya başladınız. Perdenin tekrar mı açılmasını istiyorsunuz?” Adam “Evet, atamadığım iki domatesim daha kaldı da!..”
Kavga İki araba birbirlerine yaklaşıyolardı. Birinin içinde bir adam, diğerinde bir kadın. Tam yanyana geldiklerinde adam camı açıp kadına: “Domuz!” diye bağırdı. Ve konusmaşına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama: “Hayvan!” diye cevap verdi. Ve arabalar yollarına devam ettiler. Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı. Bu hikayeden çıkarılacak sonuç: “Kadınlar dinlemeyi, erkekler de konuşmayı bir öğrenebilseler!..”
Seni uyanık seni Adamın biri uzun ve yorucu bir iş gününün ardından bi kadeh içip rahatlamak istemiş. Yakınlardaki barın kapısına geldiğinde bir bakmış, kapının önünde bir rahibe oturuyor, elinde de bir teneke kutu. Adam kutuya birkaç bozuk para atmış, tam bara girecekken, rahibe ona içkinin zararlarından bahsetmeye başlamış; ‘içkinin dünyadaki bütün kötülüklerin tek sorumlusu olduğunu, şeytanın ta kendisi olduğunu’ söylemiş. Adam bunun üzerine sinirlenmiş: “İyi ama ben bütün gün stres altında deli gibi çalışıyorum. Mesai bittikten sonra bir kadeh birşey içmek beni kötü biri yapmaz ki? Evliyim, karıma ve çocuklarıma tapıyorum, çevremdeki herkesle iyi geçiniyorum, bazı yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorum, her pazar kiliseye mutlaka gidiyorum. Şimdi ben 1 kadeh Scotch içeceğim diye şeytan mı oldum?” Rahibe ısrarla “Seni anlıyorum oğlum, bunları seni kızdırmak icin söylemedim...” demiş, “... ama içki öyle sinsi bir şeytandır ki onu içen herkes büyülenir, lanetlenir.” Adam; “İyi de, sen nasıl bu kadar emin konuşuyorsun? Hayatında bir yudum alkol aldın mı?” Rahibe; “Hayır, asla! Alkol denen şeytan benim dudaklarıma asla dokunmadı.” Adam; “Peki sence bir yudum içki senin gibi inançlı bir rahibeyi lanetli bir şeytana çevirebilir mi?” Rahibe; “Eee, bilmiyorum.” Adam “Bak ne diyeceğim. Şimdi birlikte bara girelim. Sana bir içki ısmarlıyacağım. Sadece 1 kadeh ve ondan sonra göreceksin ki, şeytan bardağın değil, insanın içindedir.” demiş. Bunu duyan rahibe “Ben bu şeytan yuvasına asla girmem!..” demiş, “... ama şeytanın bardakta değil, içimizde olduğunu söylemen ilgimi çekti. İtiraf etmeliyim ki meraklandım!” Adam; “Tamam o halde, gel benimle içeri.” Rahibe; “Hayır oğlum ben oraya giremem. Ama bak aklıma bir fikir geldi, sen benim şu teneke kutumu al, içeri gir ve o Scotch dediğin şeyi buna doldur, sonra da bana getir.” Adam “Tamam...” demiş, içeri girmiş. Barmene yaklaşmış: “Selam, 2 scotch istiyorum. Yalnız birini şu teneke kutuya doldurur musun?” Barmen adama ters ters bakmış: “O Allahın cezası şimdi de bizim kapıda mı duruyor?..”
Tarihteki ilk tezahürat 2. Ramses’in piramidinin yapımında çalışan işçiler ayaklanır, saraya doğru yürüyüşe geçerler; ”Piramitttt... Firavunaaaa... Mezar olacakkkkk!..”
Çirkin Küçük yaramaz Billy’nin teyzesi hafta sonunda onlarda kalıyormuş... Akşam hep birlikte otururlarken Billy teyzesinin yanına gitmiş, “Edna Teyze...” demiş, “... sen niye bu kadar çirkinsin?” Edna Teyze bunu duyunca kıpkırmızı olmuş. Bu arada annesi hemen koşup Billy’yi mutfağa çekmiş ve azarlamış: “Sen teyzenle ne biçim konuşuyorsun? Hiç öyle şey söylenir mi? Çabuk şimdi git, ne kadar üzüldüğünü söyle, teyzenin gönlünü al!” Bunun üzerine Billy koşa koşa teyzesinin yanına gitmiş, “Edna Teyze...” demiş, “... bu kadar çirkin olmana üzülmene sebep olduğum için çok üzüldüm!..”
El arabası İnşaat sahasındaki güçlü genç bir adam, herkesi yenebileceğini söyleyip böbürleniyordu. Yaşlı işçilerden biriyle durmadan dalga geçiyordu. İhtiyarın canına tak etti ve “Pekala seninle haftalık maaşıma iddiaya giriyorum. Şu karşıdaki ek binaya el arabasıyla öyle bir şey götüreceğim ki sen onu el arabasıyla geri getiremeyeceksin. Var mısın?’ dedi. “Tamam ihtiyar...” dedi yükseklerde gezen genç, “... bakalım n’apacaksın?” Yaşlı adam biraz sonra el arabasını getirdi ve eliyle işaret ederek “Tamam, ha’di bin arabaya!..”
Haber Gardiyan kürek mahkumlarına bağırır; “Size bir iyi bir de kötü haberim var... Önce iyi haber; 15 dakika dinlenin, kürek çekmeyin. Şimdi de kötü haber; 15 dakika sonra kaptan su kayağı yapmak istiyor!..
Kıl Kurum yemekhanesinde bir memur tabldotun köşesine bir adet kılla ahçıya geldi ve “Bak yemeğimden kıl çıktı!” dedi. Ahçı on parmağını memura göstererek, “Bak bu parmaklarım yüzük doluydu. Hepsi kayboldu. Hiç getiren olmadı! Bir kıl buldunuz hemen getiriyorsunuz!..”
Şurup Eczacı, yandaki bakkalın çırağını çağırıp "5 dakika dükkana göz kulak ol, hemen döneceğim..." der ve çıkar. 5 dakika sonra döndüğünde, "Gelen giden oldu mu?" diye sorar. Çırak, "Bir adam geldi ve öksürük ilacı istedi, ben de şu kırmızı kutulardan verdim." deyince eczacı telaş eder "Büyük kırmızı kutular müshil, küçük kırmızı kutular öksürük şurubu... Hangisinden verdin?" der. Çocuk hatırlamayınca, eczacı adamın ne tarafa gittiğini sorar ve dükkandan fırlar. Az ileride bir ağaca sarılmış, tarife uygun bir adam görünce yaklaşıp sorar. - Beyefendi, az önce eczaneden öksürük ilacı aldınız mı? - Evet... - Peki öksürüğünüz devam ediyor mu? - Cesaretimi toplayabilsem öksüreceğim ama...
Bürokrat Bir grup bürokrat “Biraz hava değişikliği yaşayalım, kısa bir tatil yapalım da nereye gitsek?” diye düşünürken içlerinden biri “Bir çiftliğe gidelim, çalışalım. Açık hava, bol gıda; meditasyon gibi, kafamız boşalır.” Fikir beğenilmiş, bizimkiler gitmişler bir köye, çiftçiye anlatmışlar: “Biz iki gün çalışmak istiyoruz. Bize ne yapacağımızı söyle, gerisine karışma.” Köylü demiş ki “Bugün tarlayı gübreleyecektik. İşte gübre yığını, tarlanın üzerine dökülecek, sonra da toprakla karıştırılacak.” Köylü akşam kahveden eve geldiğinde bir baklış ki, iş çok güzel yapılmış, tarla cetvelle çizilmiş gibi sistemli bir biçimde gübrelenmiş. İkinci gün köylü “Bugün de patates toplayın, irileri bir öbek yapın, küçükleri bir başka öbek, çürükleri de atın” demiş. Akşam gelmiş ki, yapılan hiç bir iş yok. Bürokratlar ellerinde bir patates “Bu şimdi büyük sınıfına mı girer, küçüğe mi?” diye tartışıyorlarmış. Ertesi sabah köylü, kahvede arkadaşlarına durumu özetlemiş: “Bu bürokratlar mok karıştırmayı iyi biliyorlar da, iş karar vermeye geldiğinde!..”
Bayram kutlaması Belediye başkanı bir bayram kutlaması nedeniyle sıraya girmiş memurlarla öpüşüyor. Derken sıranın sonundaki tek kadın olan sekreterine yaklaşıyor. Elini sıkıyor, öpmek için hamle ettiğinde sekreter biraz geri kaçıyor. Başkan sekreteri kendine çekiyor ve “Ben bunca zerzevatı seni öpebilmek için öptüm!..”
Sevindirmenin yolu Olacak şey değil ama Çiller, Mesut Yılmaz, Erbakan ve Ecevit aynı uçakta yolculuk etmektedir. Çiller bir ara “Uçaktan aşağıya 5 milyonluklar atsak, 1000 kişiyi sevindirsek” der. Mesut Yılmaz itiraz eder “Bence 1 milyonluklar atsak da 5000 kişi sevinse...” Erbakan “Olur mu öyle şey! bence 500 binlik atıp 10 bin kişiyi sevindirsek.” Ecevit halkçı ya “Bence 100 bin liralık atsak da, 50 bin kişi sevinse!..” Tüm bu konuşmaları dinleyen pilot dayanamaz ve “Siz parayı boşverip kendiniz atlasanız da 65 milyon kişi sevinse!..”
Çiller’e “Susurluk sorunu” hakkında ne düşündüğünü sormuşlar. “Orayı da il yapacağızdır” diye yanıtlamış.
YORUMLAR BURAYA:)
Yorumlar
|