fıkralar-7-

Bir gazeteci Doğu Karadeniz'e yeni ve duyulmamış fıkraları derlemek amacıyla bir gezi düzenler. Bir hafta kalır. Yeni bir şeyler bulamaz. Dönmek için hazırlığını yapar. Biraz da morali bozuktur. Sigarasını yakar ağır ağır terminale doğru yürür.
Birden, kendinden büyük çantası sırtında 7 yaşlarında bir çocuk bezgin bir halde okuluna gitmektedir. Çocuğun yanına yaklaşır;
-Merhaba küçük ! Okula mı gidiyorsun?
Çocuk kaşları çatık bıkkın, biraz da öfkeli bir sesle yanıt verir;
- Citmeyurum ! CONDERİLİYURUM!
Gazeteci sesli düşünür; KARADENİZ'DE FIKRALAR BİTMEZ.

 

 


Temel, Dursun ve İdris fırtınalı bir havada yolunu kaybetmiş ve bir eve sığınmışlar...
Evin sahibi sabıkalı babalardan çıkmış...
İdris dayanamayıp evin ne kadar kötü koktuğunu söyleyince, kabadayı silahını çekip İdris’i vurmuş...
Sonra silahını Dursun’a doğrultmuş... Durumdan korkan Dursun evin mis gibi koktuğunu söyleyince,
“Yalan söylemeye utanmıyor musun” diye onu da vurmuş adam...
Temel’e de aynı soruyu sorunca,
“-Üzerinize afiyet nezleyim... Burnum hiç koku almıyor...”

 

 

Temel birkaç günlüğüne geldiği İstanbul’da Sultanahmet Camii’nin minarelerini seyrederken yanına düzgün kılıklı biri gelmiş,
“Muhteşem değil mi” diye söylenmiş...
Temel de “Evet, çok güzel... Nasıl yapmışlar, anlayamadım” diye cevap vermiş...
Adam Temel’in saf, temiz biri olduğunu çoktan anlamış...
“Basit, tohumu var, ekersin, biter... Ama oldukça pahalı” demiş...
Temel hemen fiyatını sormuş, sıkı bir pazarlıktan sonra bir miktar satın almış...
Köyüne döner dönmez tohumları ekmiş ve beklemiş...
Gel gör ki lahanaya benzer bir şeyden başka ortalıkta boy gösteren yokmuş...
Sonunda Temel toprağı kazıp incelemeye karar vermiş, lahanamsı bitkinin dibindeki havucu görünce dövünmüş;
“-Tüh be... Yazıklar olsun bana, tohumu ters ekmişim...”

 

 

Fadime köfteleri irili ufaklı yapıyormuş...
Aynı zamanda mutfakta sohbet ettiği arkadaşı sormuş;
“-Niye hepsini aynı büyüklükte yapmıyorsun?...”
Fadime açıklamış;
“-Temel bugün biraz çeşitli yemek yap dedi de...”

 

 


Temel hırsızlıktan iki üç günde bir polis merkezine düşüyomuş...
Bir gün yine aynı suçtan gelmiş, komiser sormuş;
-Ne yaptın yine?...
“-Bir şey yapmadım, tutup getirdiler...”
-Hiç utanmıyor musun her gün buraya düşmekten?...
“-Yoo... Ona kalırsa siz her gün burdasınız...”

 

 

Doktor Temel’e sormuş,
-Bacağın nasıl?
-Hâlâ sekiyorum...
-Devamlı mı?...
-Yok... Yürürken...”

 

 


Temel eğlenmeye bara gitmiş...
Ertesi gün Dursun sormuş
-Gecen nasıl geçti?
-Bara gittim ama içeri giremedim...
-Neden, damsız almıyorlar mıydı?...
-Yok... Kapıdaki kırmızı ışık bir türlü yeşile dönmedi...

 

 

 

FADİME: Asıl tuhaflık sende... Ailemden hiç kimseyi sevmiyorsun...
TEMEL: Yalan söyleme... Bir kere senin kayınvalideni benimkinden daha çok seviyorum...

 

 


DURSUN: Çok kibar bir adamsın dede...
TEMEL DEDE: Neden?...
DURSUN: Ne zaman hapşırsan elinle ağzını kapatıyorsun...
TEMEL DEDE: Ama başka türlü takma dişimi nasıl yakalayabilirim ki?..

 


FADİME: Hayatta iki şeyi son derece güzel pişiririm doğrusu... Biri patlıcan oturtma, diğeri elmalı pasta...
TEMEL: Bu yediğim hangisi?...

 


İspanyollar İnka kabilesinden bir yerliyi esir almışlardır. Komutan, tercüman vasıtasıyla konuşur: “söyle şuna altınları nerede sakladıklarını anlatmazsa onu kor ateş üzerinde yürütürüm.” İnka yerlisi tercüman aracılığıyla cevap verir: “altınların yerini söyleyeceğime ölürüm daha iyi.” Bu söz komutana tercüme edildiğinde komutan: “Söylemezse burnundan ağaca asarım” der. İnka yerlisi bu tehdit karşısında da “Söyleyeceğime ölürüm daha iyi” cevabını verir. Yerliyi asarlar, komutan: “Bu kez de söylemezse canlı canlı derisini yüzeceğimi söyle” der tercümana. Tercüman söyler ve zor nefes alabilen yerlinin ağzından şunlar dökülür: “Altınlar beş kilometre güneyde, şelalenin arkasında gizli bir mağaradaki yokuşun tepesinde.” Tercüman komutana tercüme eder: “Yine söyleyeceğime ölürüm” dedi.

 

 

Temel bir gün Dursun’a:
“Ula ben seni minareden atar, iner aşağı tutarım” demiş...
Dursun da yapamayacağını söyleyince iş iddiaya binmiş...
Minareye çıkmışlar, Temel Dursun’u tuttuğu gibi boşluğa bırakmış ve hızla minareden inmiş...
Dursun yerde can çekişir bir vaziyette Temel’e sitem etmiş...
-Ula hani tutuyordun beni?...
“-Ne diyeyim... Sen de bekleseydin...”

 

 

Hakim Temel’e sormuş:
“-Temel davacıyı merdivenden ittin mi?...”
Temel cevap vermiş;
“-Sadece bir basamak ittim... Diğerlerinden kendisi düştü...”

 

 


Temel bel rahatsızlığı nedeniyle doktora gitmiş...

Doktor, “Kültür-fizik yapmanız gerekecek” demiş...

Bir ay sonra Temel tekrar geldiğinde, çalışmaların nasıl gittiğini açıklamış;

“-Her sabah iki saat roman okuyorum...
Yalnız fiziği beceremeyrum... Özel ders alacağum...”

 

 

 

 



Yorum ( 0 )
Hit:384
21.04.2008 02:19:56
Tavsiye: 0
Kategori: RESİM ÇALIŞMALARIM

Arkadaşına Gönder:
Kimden Kime  

Yorumlar



yorum yapılmamış :(

Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız. ( Üye olmak için tıklayın. )

Üyeyseniz giriş yapmak için tıklayın.