İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ // Tunalımın İnanç Dünyası


Duyurular

''BİZ TÜRK MİLLETİYİZ'' Çözümsüzlük diye bir terim, Müslüman Türkün kitabında olmayan bir ifadedir. Sağlam bir inanç temeline dayanan yüce milletimiz, tarihin en karanlık dönemlerinde, en içinden çıkılmaz badirelerde bile zoru başarmıştır. Hedefe varmak için dağları yol etmiş, denizler aşmış, denizlerin bittiği yerde gemileri karadan yürütmüş, yüzlerce kilo ağırlığında top mermisini tek başına namluya sürmüş, birkaç saniye sonra öleceğini bile bile düşmanın üzerine atlayacak kadar ölüme susamış bir milletin evlatlarıyız. Ondandır ki bizim kitabımızda çözümsüzlük yoktur. Çarelerin bittiği sanıldığı bir anda ölürüz ama, yeniden doğarız. ''Biz Türk Milletiyiz.''

Şimdi herkes kendi halini düşünsün, kendi halini sorgulasın, vatan sevgisini millet sevgisini kendi menfaatinden ne kadar üstün tutup tutmadığını! Etrafında cereyan eden olumsuzluklara kendi menfaatinin kesilmesinden mi yoksa bilmediğinden mi sessiz kaldığını düşünsün! Kendi sorgusunun sonunda; eksik kalan yönlerini tamamlaması ve gerekli gayretleri yerine getirmesi vatanın ve milletin selameti için çok önemlidir. Unutmayalım ki; “Doğusundan batısına bu vatan bizimdir.” Tunalım... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-Tunalım...

Menüler

Diğer Siteler

    Arkadaşlarım

Sayaç

  • 59896
tunalim // İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ
ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ(!)

 

Vatan savunmasında görev alan her vatan evladını kahpe kurşunlara kurban verdikten sonra hemen herkesin ağzında bir sloganımız vardır; “şehitler ölmez, vatan bölünmez”


Evet gerçekten de kutsal değerler uğruna(vatan, namus, bayrak, din) canını seve seve verebilenler peygamberlikten sonra en kutsal makam olan şehitlik makamına ulaşır. Şehitler hakkında ayet-i kerime ve hadis-i şerif olarak bir çok müjde bulunmaktadır. Özelikle şehitlerin diğer ölülerle karıştırılmaması, onların Allah katında çok özel yerlere sahip oldukları hakkında bildirilen Al-i İmran suresindeki şu ayetler çok manidardır:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.

(Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.” (Al-i İmran / 169.170.171)




Şehitlerin Allah katındaki yerleri asla tartışma yada şüphe konusu olamaz, ancak bizim üzerinde durmak istediğimiz, “vatan bölünmez” temennisidir. Elde edilmesi gereken bir başarının, zaferin mutlaka bir bedeli bir yolu vardır. Gereken yol ve yordam takip edilemezse, o hedefe varış da mümkün olmayacaktır. Bu durum aynı zamanda eşyanın tabiatı denilen ilahi kuralın ta kendisidir.


“Vatan bölünmez” ama bölünmemesi için gerekenler yapıldıktan sonra(!)


Vatanın bölünmesi için oynanan oyunlara alet olunup, gerekli duruş ve mücadele yapılmadan, düşmanın kucağına sığınıp adeta onlardan medet umar bir yapı arzeden bir yapıyla, “vatan bölünmez” ifadesi ancak bir temenniden öteye gidemez.


Endişemiz, korkumuz; gidilen yolun bölünmeye doğru gidiyor olmasıdır. Allah muhafaza elin gavurlarının bölücü darbeleri korkarım bizi lime lime böler de bir daha bir araya gelemeyiz.


Tarihten gelen soyluluğumuza, asaletimize, zaferlerimize, liderlerimize güvenip; "bu millet ve devlet asla yıkılmaz, bölünmez, yok olmaz" sözlerle gibi övünmek, gaflete düşmek, zamanları çoktan geride kaldı. Zaman Türk milletinin kendi ayakları üzerinde durarak kendi projeliyle ayakta kalma zamanıdır.


Meseleyi biraz daha iyi anlatabilmek için İslam tarihinden “uhut” savaşından bahsetmek istiyorum;
Bildiğiniz gibi Uhut savaşı öncesinde Peygamber Efendimiz(sav) savaş taktiğini belirlemiş, savaşacak kişi ve yerlerini bizzat tayin etmişti. Sonradan Okçu tepesi diye anılan tepeye 50 kişilik bir okçu grubu görevlendirdi. “Her ne pahasına olursa olsun burayı terk etmeyin” dedi.
Çetin geçen savaşı Peygamberin ordusu kazanmak üzere idi..! Okçular; savaşı kazandık zannıyla ganimet toplamak için görev yerlerini terk ettiler.
Savaşı kazandığı zannıyla okçuların ganimet paylaşmak için yerlerini terk etmelerini fırsat bilen müşrik ordusu tekrar toparlanıp, kaybettikleri savaşı tekrar kazandılar. Ve İslam ordusu kazandığı bir savaşı geri kaybetti.

Buradan çıkarılacak ders şudur; “Allah’ın kainatta koyduğu kurallara uyulmadığı taktirde içinde alemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberi bile olsa, onları zaferden mahrum bırakıyor”

Bakınız bu konuda ders alınması içinde şu ayeti kerimeyi indiriyor;

“Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan vadini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır.”(Al-i İmran / 152)


Zaferden sonra gösterilen zaaflar kazanılan zaferleri bile geri kaybetmeye sebep olmaktadır. Uhut örneklerden sadece biridir. Örnekleri dünya tarihinde, özellikle de kendi tarihimizde mevcuttur.


Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak kendimize soralım; Allah aşkına biz AB den ABD den emir(pardon tavsiye) almadan ne zaman kendi başımıza hareket edeceğiz? Büyük devlet olmanın kurallarına göre ne zaman davranacağız?


Yazımızın başında ne demiştik; “şehitler ölmez vatan bölünmez” Şehitler canlarını vererek ölmüyor, geleceklerini kurtarıyor ama, biz vatanı bölünmekten koruyabilecek miyiz?
Allah korktuğumuza uğratmasın!


Uğur Kepekçi
TUNALIM...



devamı ..

yorum ( 0 )
25.09.2007 12:39:18
Kategori: İNANÇ KÜLTÜRÜMÜZ