Değerlendirmesini,
kullanmasını bilene her zaman, her mevsim güzeldir. Nitekim sevgili
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadîs-i şerîfinde
buyurmuşlar ki
“Kış
ne güzel bir mevsimdir: Gündüzleri kısadır, o kul oruç tutar sevap
kazanır; geceleri uzundur, kul kalkar teheccüt namazı kılar, gece
ibadeti yapar sevap kazanır.”[1][1]
Buna mukabil o güzelim bahar günleri hakkında şairin biri de
“Beni bu güzel havalar mahve
tti.
Böyle havada istifa ettim,
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Eve ekmek ve tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum...”[1][2] vs. diyebiliyor.
Ben yaz mevsiminin de birçok kimse üzerinde maalesef böyle bir tesir meydana getirdiğini görüyorum.
Yaz
aylarını İslâm’ın ahkâmına, Allahu Teâlâ’nın rızasına uygun geçiren kaç
şuurlu müslüman var? Genel olarak bizde millet yaz günlerinde öyle
tembelleşir, pelteleşir ki sonbaharda kendisini zor toparlar. Okullar
uzun yaz tatiline girince, çocuk öğrendiği dersleri, çalışmayı, öğrenci
olduğunu unutur; iş hayatı gevşer, verim düşer, patron gün boyu dükkânı
bir an evvel kapayıp yazlığına kapağı atmayı düşünmekle geçirir; memur
yıllık iznini alır. Tüm sene biriktirdiği paralarla bilmem hangi sahil
kentine veya dairesinin deniz kenarı kampına dinlenmeye gider, şehirler
boşalır, plajlar karınca düğümü gibi kalabalıklaşır; edepsizler şehvet
esiri, kadınlar teşhir, erkekler seyir hastası, çocuklar haylaz; dînî
duygular unutulmuş, âhiret ve hesap korkusu kalkmış, ahlâk değerleri
sıfır altına düşmüş bir keyif ve zevk, iyş u nûş devresi yaşanır;
içkiler, kumarlar, daha bilmem ne günahlar... sonra yorgun, argın,
mahmur, avare, isteksiz isteksiz geri dönülür, insanlar maddeten ve
mânen yanmış, yüzler kararmış, kalpler katılaşmış, kafalar boş, yığınla
hasret, nedamet, gaflet ve dalalet, yürekler acısı bir mevsim sonu!
İslâm’da
bu mânada bir tatil anlayışı var mı? Hayır, asla yok. İki günü müsavi
olan bile ziyandadır, nerede kaldı tepetakla gitmek! Müslüman zamanın
kıymetini en iyi bilen, onu en verimli şekilde geçiren şuurlu ve
dinamik kişidir.
Mü’min,
izin ve tatil günlerini, evvelce uğraşmaya imkân bulamadığı güzel
işleri yapmaya fırsat sayar; ilim öğrenmek ve öğretmekle, Kur’an’la,
irşad ve tebliğle, emr-i mâruf nehy-i münker yapmakla, malıyla, canıyla
her türlü bilgi, beceri ve müktesebatıyla dînine hizmet etmekle, mazlum
ve müstazaf müslüman kardeşlerine yardımcı olmak yolunda geçirir;
sıla-i rahîm yapar; akraba, dost ve arkadaşlarını ziyaret eyler, sevap
kazanır, gönül alır...
İslâm âleminin böyle gaflet ve tembellikle su gibi vakit ve nakit israfına hiç tahammülü var mı?
Ya
Rabbi, nerede o uyumamak için gözüne tuz süren, saçını tavandaki
halkaya asan, sırtını dayayacak duvara sivri çivi koyan, çenesi altına
çatal destek dayayıp geceler boyu ilimle, ibadetle iştigal eden;
çiğnemek zaman alıyor diye katı yiyecek yemeyip sadece çorba içen,
yolda yürürken bile okumaya devam eden, tüm geceyi okuduğu bir âyetten
elli ahkâm çıkarmak için sabaha kadar tefekkürle geçiren, “rahat
cennette, uyku kabirde” diye durmadan, dinlenmeden
çalışan, Kudüs düşmandan alınıncaya kadar gülmemeye ahdeden hassas,
uyanık, enerjik, aktif, sebatlı, metanetli, heybetli eski has
müslümanlar... Nerede şu zamanın âciz, naçiz, bilgisiz, ilgisiz, işsiz,
güçsüz, idealsiz, şaşkın, avare, canlı cenaze, nefis esiri, şeytan
maskarası zayıf müslümanlar? Müsaadenizle onlara şöylece sesleneyim:
Be
hey ahali! Allah emaneti ecdat yadigârı İslâm ülkeleri elden gidiyor,
müslümanlar imha ediliyor; kardeşlerin aç, hor, hakir, fakir, geri,
mağdur, mazlum; düşmanların sinsi, şirret, organize, güçlü, küstah,
gaddar, zalim... merhametin, mürüvvetin yok mu, Allah’tan korkmuyor
musun? Ehl-i küfre, ehl-i şirke, ehl-i dünyâya uymuş, nefis putuna
hizmet etmekle; tatilde, keyfinde, zevkinde, mest ve mahmur vakit
öldürmektesin.
Sana
her an bin türlü ihsan ve ikramlar eden, o Esmâ-i Hüsnâ sahibi, rahmeti
çok, lütfu bol Rabbinin yoluna ne zaman geleceksin? Fânî hayatın
boşluğunu, hiçliğini ne zaman anlayacaksın?
Hemen tevbe et, Hakk’a dön, hayır şeref kazan; artık yeter dünya zevki, bundan sonra da âhiret saadetini elde etmeye çalış, çabala!
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan, Başmakaleler 1 S.197